Hayat düzelmez. Biz alışırız.
Hayat düzelmez. Biz alışırız.
(İnce bir yağmur. Sokak lambası titrek. İki adam kaldırımda yan yana. Aralarında yarım şişe, iki bardak.)
— Yağmur güzel.
— Güzel değil. Temizlemiyor, sadece saklıyor.
— Sen her şeyi kirli görüyorsun.
— Sen de fazla yıkıyorsun. Gerçek siliniyor.
— Doldur.
— Zaten doluyuz. Taşanı kontrol ediyoruz.
— Şarap içmeden şair olunmaz derler.
— Şair olmak için içen var, içtiği için konuşan var. Sen hangisisin?
— Susamadığım için içiyorum.
— Ben konuşmamak için. Ayrım burada.
— Biz sarhoş olduğumuzda daha üzüm yaratılmamıştı.
— O yüzden ayılacak bir sebep de yoktu.
— Saf değildik. Sadece bilmiyorduk.
— Bilmek mi daha ağır, hatırlamak mı?
— Hatırlamak. Geri dönüşü yok.
— Bilmek. İnkâr edemezsin.
— Sen inkâr ediyorsun.
— Hayır. Ertelemeyi sanat yaptım.
— Aynı şey.
— Değil. Sen kabullenip çöküyorsun, ben geciktirip sürünüyorum.
— Fark?
— Senin acın oturmuş. Benimki hâlâ ayakta.
— Ayakta olan tehlikeli.
— Oturan kalıcı.
(Kısa sessizlik. Yağmur yoğunlaşır.)
— İnsan neden içer?
— Boşluk dolsun diye.
— Hayır. Taşsın diye. İnsan doluya dayanamaz.
— Sen dolu değilsin, gürültülüsün.
— Sen de sessiz değilsin, içten bağırıyorsun.
— En azından duyuyorum.
— Duymak çözüm değil. İşkenceyi netleştirir.
— Yukarıdan konuşuyorsun.
— Sen aşağıdan savunuyorsun. Ortada buluşuyoruz.
— Dost muyuz?
— Aynı yarayı farklı yerden kaşıyan iki adamız. Daha dürüstü yok.
— Düzelir mi?
— Ne? Hayat mı, biz mi?
— İkisi.
— Hayat düzelmez. Biz alışırız.
— Alışmak iyileşmek değil.
— Ama hayatta kalmak.
(Bardaklarda son yudum.)
— Son mu?
— Son yok. Sadece ara veriyoruz
(Uzun sessizlik. Yağmur ağırlaşır.)
— Tüm bu içmeler, konuşmalar… neyi değiştiriyor?
— Hiçbir şeyi. Sadece gerçeğe katlanacak kadar bulanıklaştırıyor.
(Kısa bir bakış.)
— Doğru.
— Doğru.
Share this content:






Yorum gönder