Her şey sarpa sarabilir. Sen de geri sar.
Her şey sarpa sarabilir. Sen de geri sar.
Sabah, dünyayı affetmiş gibiydi.
Güneş henüz ufkun altındaydı ama ışığı denizin üzerine ince bir altın çizgi gibi serilmişti. Gökyüzü açık, düzenli, neredeyse kusursuz. Deniz dümdüz , öyle sakin ki, insanın içindeki karmaşayı alıp çıkarır gibi. Kumsal temizdi. Gece çekilmiş, geride sadece serinlik ve yeni bir gün bırakmıştı.
Adam kumun üzerine oturmuştu. Dizlerini kendine çekmiş, elinde bir bira. Şişe artık soğuk değildi. Ama o da artık böyle detaylara takılan biri değildi.
Uzun süre konuşmadı.
Sadece baktı.
“Eskiden böyle sabahlar bir şey başlatırdı,” dedi sonunda. “Şimdi sadece… devam ediyor.”
Bir yudum aldı.
“Heyecan diye bir şey vardı. Sanki birazdan bir şey olacakmış gibi. Şimdi bir şey olmasın diye yaşıyorum.”
Yanından bir ses geldi:
“Olmaması da bir şey aslında.”
Adam başını çevirdi. Yanına biri oturmuştu. Elinde bira, yeni açılmış. Gözleri canlı, yüzünde gereksiz bir huzur.
“Sen ne ara geldin?” diye sordu.
“Sen bakmadığında,” dedi diğeri. “Hep öyle olur.”
Adam kısa bir an baktı, sonra tekrar denize döndü.
“Yaşlandım,” dedi. “Abartmıyorum. Ama net. Eskisi gibi değil hiçbir şey.”
“İyi ya,” dedi diğeri. “Eskisi gibi olmaması kötü olmak zorunda değil.”
Adam hafifçe güldü.
“Fotoğraf çekinmeyi bıraktım,” dedi. “Eskiden her şeyi saklamak isterdim. Şimdi biri telefon çıkarınca içim sıkılıyor.”
“Belki de artık saklamak değil, yaşamak istiyorsundur.”
Adam cevap vermedi. Düşündü.
“İnsanlarla konuşmayı da bıraktım,” dedi sonra. “Eskiden tanımadıklarımla bile saatlerce… Şimdi iki cümle sonra yoruluyorum.”
“Belki de artık kendinle konuşacak kadar dolusun,” dedi diğeri.
Adam başını yana eğdi.
“Bu iyi bir şey mi?”
“Bence öyle. Çünkü en sonunda en uzun sohbeti yine kendinle yapıyorsun.”
Adam birasını kaldırdı. Küçük bir yudum aldı.
“Garip olan şu,” dedi. “Her şey bu kadar güzel görünürken… içinin bu kadar boş hissetmesi.”
“Boşluk kötü değildir,” dedi diğeri. “Yer açar. Neye yer açacağını sen seçersin.”
Kısa bir sessizlik.
Deniz hâlâ kusursuzdu.
“Ben seçemiyorum,” dedi adam.
“Henüz,” dedi diğeri.
Adam ilk kez doğrudan ona baktı.
“Fark eder mi?”
Diğeri omuz silkti.
“Eder. Çünkü fark ettiğin an başlar.”
Adam bu sefer acele etmedi. Gözlerini tekrar denize çevirdi. Ama bu sefer bakışı farklıydı. Sanki gerçekten görüyordu.
“Belki…” dedi yavaşça. “Belki de sorun… hiçbir şeyin değişmemesi değil.”
“Evet?”
“Benim aynı kalmam.”
Diğeri hafifçe gülümsedi.
“İşte bu,” dedi. “Başlangıç dediğin şey böyle bir şey.”
Adam derin bir nefes aldı. Göğsü ilk kez biraz daha rahat genişledi.
Şişesini kumun üzerine bıraktı.
“Garip bir şekilde… iyi geldi,” dedi.
Cevap gelmedi.
Adam başını çevirdi. Ne ayak izi vardı, ne ikinci bir şişe.
Sadece kendisi.
Adam uzun süre bakmadı. Şaşırmadı da.
Sadece anladı.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir şey oluştu. Gülümsemeye yakın ama daha sessiz.
Başını tekrar denize çevirdi.
Ve bu kez, sesi ilk kez gerçekten kendine ait gibiydi:
“Her şey sarpa sarabilir. Sen de geri sar.”
Share this content:






Yorum gönder