
Cumartesi Sohbetleri Yıkılsın
Cumartesi Sohbetleri Yıkılsın
.
Aysel, o sabah gözlerini açtığında odanın içi henüz aydınlanmamıştı. Perdelerin arasından sızan ışık, gecenin yüzünü aralayan ince bir çizgi gibi içeri süzülüyordu. Her sabah olduğu gibi, önce derin bir nefes aldı. Sonra…” Günaydın,” dedi kendine. Bu sabah da var olmuştu. Bu basit kelime, bir selamdan çok daha fazlasıydı; kendi varlığına verilen bir onay, bir kabul, bir şefkatti. Çünkü biliyordu: uyanmak, yeniden var olmak demekti. Yokluğun kıyısından çağrılıp varlık âlemine bırakılmak… Bu mucizeyi fark etti ve şükretti.Sonra, dünden kalanların kapısı aralandı. İçindeki ses, her sabah yaptığı gibi, bir mahkeme kâtibi titizliğiyle konuşmaya başladı:“Dün şunu yaptın… Bunu eksik bıraktın… Şurada yanlış konuştun…”Evet, dün kızıyla yine yanlış konuşmuştu. Daha doğrusu, kızı onu dinlememiş, her zamanki gibi aradığında “Anne, şimdi işim var, sonra konuşalım” diyerek telefonu kapatmış, sonra saatlerce beklediği hâlde ona geri dönüş yapmamıştı. Her zaman aynı senaryo tekrarlanıyordu. Her seferinde “tamam, işi var” diye düşünüyor ama yine de dayanamayıp, o gün olmasa bile ertesi gün arayan yine kendisi oluyordu. Cevap aynıydı.Aysel çayını demlemek için mutfağa yürürken bile o ses peşindeydi. Bir an durdu; ses yine telefon konuşmasını getirip önüne koydu. Kızına karşı yaptıklarını düşündü. Eski bir kırılma. Eski bir “keşke”. İşte o kelime… Keşke. Duyulduğu anda içindeki mahkeme salonu açılırdı. Hâkim kürsüye çıkar, tanıklar çağrılır, geçmişin dosyaları masaya saçılırdı. Pişmanlık büyür, Aysel küçülürdü.O sabah, mahkeme salonu yine doluydu. İçindeki ses, yılların tozunu üfleyerek konuşuyordu. Onu devamlı suçluyordu. Kızının çocukken ona sarıldığı bir anı hatırlıyor, bir an gülümsüyor, zihnindeki mahkeme yeniden başlıyor. İçindeki sorgu hâkimi susmak bilmiyordu.Aysel mutfaktaki sandalyeye oturdu ve tam o sırada zihninde bir soru belirdi; bir fısıltı gibi, ama keskin:“İnsan kendini değersiz hissettiği yerde neden kalır?”Cevabı biliyordu. Çünkü alışır. Çünkü tanıdık acı, bilinmeyen huzurdan daha güvenli gelir. Çünkü bazen insan sevgiye değil, bir gün fikrini değiştirecek birine bağlanır.Aysel yıllarca kızının peşinden koşmuştu. Hem sevgi için hem de onun bir gün dönüp “Seni görüyorum” demesi için. Oysa fark etmeden ilişkiyi yaşamaktan çıkmış, kendini kanıtlamaya çalışan bir gölgeye dönüşmüştü.Bir sabah, işte bu sabah, gerçeği nihayet duydu:“Bir insan sana ihtiyacın olan ilgiyi ve yakınlığı vermiyorsa, bunun nedenini sonsuza kadar çözmeye çalışmak zorunda değilsin.”Aysel mutfağın ortasında durdu. Çaydanlık kaynıyordu ama o kıpırdamadı. İçinde bir kapı daha açıldı; yıllardır kapalı duran bir kapı. O kapının ardında sessizlik vardı. Sessizliğin içinde ise bir cümle:“Eğer bu hayatımın son yılı olsaydı, kızımın beni görmesi için çabalar mıydım?”Hayır. Çabalamazdı. Ruhunu tüketmezdi. Görülmediği yerde kalmazdı.“Kızım bana önem vermediğini gösteriyorsa, bu zaten onun cevabıdır. Benim görevim bunu tartışmak değil. Daha fazla çabalamak değil. Benim görevim bu çabalamaktan kurtularak kalbimin gerçekten kabul gördüğü yere yürümek. Açıklama yapmama gerek kalmadan özümü görebilen insanlara doğru yürümem lâzım.” “Evet… gitmek acıtacak, çünkü büyümek çoğu zaman acıtır. Ama görülmediğim yerde kalmak ruhumu yavaş yavaş parçalıyor. Huzurum, koşulsuz verilmesi gereken bir sevgiyi kazanmaya çalışmayı bıraktığım anda başlayacak.”Aysel yapabileceği en bilgece şeyin sadece arkasını dönüp yürümek olduğunu anladı. Yalnızlığa doğru değil, kendine doğru.İşte o anda karar verdi. Gitmekti bu. Birinden değil; kendini değersiz kılan alışkanlıktan gitmek. Yalnızlığa değil, kendine doğru yürümek.Gitmek acıtacaktı, biliyordu. Ama kalmak, ruhunu yavaş yavaş parçalayan bir işkenceydi.Yazı odasına geçti. Sabah ışığı artık odanın tamamına yayılmıştı. Masanın üzerinde bir kâğıt duruyordu; dün gece yazmayı düşündüğü ama ne yazacağını bilmediği için boş bıraktığı kâğıt. Kalemi aldı. Elinin titrediğini hissetti.Kâğıdın üzerine yavaşça bir cümle yazdı:“Kendimi seçiyorum.”Bu cümle, yıllardır kapalı duran kapının kilidini açtı. O andan sonra Aysel, kimseyi hayatından çıkarmaya çalışmadı; sadece kendini tüketen kapılardan sessizce uzaklaştı. Kızı ararsa konuşacaktı, aramazsa sessizliği kabul edecekti. Çünkü artık görülmediği yerde kalmayacak kadar büyümüştü. Ve hayatının geri kalanını, onu gerçekten gören insanların yanında — kendi özüne daha yakın bir yerde — geçirecekti.
22.08.2026
Şevket M. Oğuz
Share this content:



Yorum gönder