
Cumartesi Sohbetleri Demoskratos
Cumartesi Sohbetleri Demoskratos
.
MasalıBüyüklere Lafonten’ den masallar:
Bir varmış, bir yokmuş… Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallarken uzay boşluğunda bir gezegen varmış. Gezegenin bir adı varmış ama ben bilmiyorum. Siz ne isterseniz onu söyleyebilirsiniz. Bu gezegende iki yüz ülke yaşarmış. Ülkelerin insanları kendilerini dünyanın en mutlu halkı sanırlarmış. Çok mutlu, sevinçli, her dediklerini yapabildikleri bir düzende yaşadıklarını kabul ediyorlarmış. Öyle ki, mutluluklarını ölçmek için gökyüzüne her sabah bir balon bırakır, balon ne kadar yükselirse o kadar iyi yaşadıklarına inanırlarmış. Balon bazen hiç yükselmezmiş ama olsun, onlar yine de mutlu olduklarını düşünürlermiş.
Her beş yılda bir, kendilerini yönetecek kişileri seçerlermiş. Bu yöneticilere kendi kazançlarının on misli maaş verir, üstüne bir de vergilerinden pay ayırırlarmış. “Biz çalışırız, onlar konuşur” diye düşünürlermiş, ama konuşmanın da bu gezegende bir kıymeti varmış. Çünkü yöneticilerin başka hiçbir özelliği yokmuş, ne bir meslekleri ne de bir hünerleri… Ama öyle güzel konuşurlarmış ki kelimeleri havada parlayıp küçük yıldızlara dönüşürmüş. Halk da bu yıldızlara bakıp “İşte gerçek lider!” derlermiş.Aslında herkes kendi işini yapınca yöneticilere pek gerek kalmazmış ama yine de onları seçmeden duramazlarmış. Belki de yıldızlı konuşmaların büyüsüne kapılıyorlarmış. Belki de “Bizim yerimize biri düşünsün” demek daha kolay geliyormuş.
Vergilerinin büyük kısmını yöneticilere verdikleri yetmezmiş gibi, kalan kısmın kendilerine hizmet olarak döneceğini ümit ederlermiş. Ama o ümit ettikleri dağlara hep kar yağarmış. Hizmet gelmezmiş, kar gelirmiş. “Ne oluyor? Nasıl oluyor?” diye soran olursa, onu da alıp sessiz bir yere götürürlermiş; orada soruların cevapları değil, sadece duvarlar varmış.
Peki bu düzeni kim kurmuş? Gezegenin İlkçağlarında bazı adamlar çıkmış, “Bu halkı nasıl yönetilmiş gibi gösteririz de sırtlarından nemalanırız?” diye düşünmüşler. Sonra iki kelimeyi birleştirmişler: Halk (demos) ve güç (kratos). Ortaya demoskratos diye bir şey çıkmış. Halk da bu kelimeyi duyunca “Demek ki bizi düşünüyorlar” diye sevinmiş.
Zamanla iki ülke çıkmış içlerinden. Bunlar “Parsayı nasıl toplarız?” diye kafa kafaya vermişler. Önce gizli bir ittifak kurmuşlar. Sonra kendilerini sözde düşman ilan etmişler. Herkes onları birbirine düşman sanırken, onlar gezegenin nimetlerini sessizce paylaşmışlar. Geceleri bir araya gelip karanlık masalarda anlaşmalar yapar, gündüzleri birbirlerine bağırıp çağırarak halkları kandırırlarmış.
Paylaşımın sırrı da şuymuş: Önce kendi adamlarını halkın gözünde parlatır, onları önemli kişiler gibi gösterirlermiş. Halk da bu parıltıya kanıp onları yönetici seçermiş. Yönetici seçilenler ülkeyi yönetmeye başlayınca, itiraz edenleri hemen kodese gönderir, daha ileri gidenleri de “düşman” ilan ederlermiş.Ama işin en ince kısmı muhalefetmiş. Halkın sesini tamamen kesmek olmazmış; biraz umut lazım olurmuş. Bu yüzden bir muhalif grup kurarlarmış. Tahmin edeceğiniz gibi, muhalif grubun başındaki kişi de paydaşların adamıymış. Halk onu kurtarıcı sanırmış ama o da aynı sofrada otururmuş.
Ve böylece gezegen, masal gibi görünen ama masal kadar da tuhaf bir düzen içinde dönüp dururmuş.Herkes mutlu olduğunu sanır, yöneticiler konuşur, yıldızlar parıldar, dağlara kar yağar, sorular susar, masal devam edermiş.
Ve günlerden bir gün, gezegenin halkı uyanmış. Ama öyle bildiğiniz uyanmalardan değil; gözlerini açınca bir şey fark etmişler: Yöneticilerin konuşmalarından havaya saçılan yıldızların artık parlamadığını. Yıldızlar sönmüş, kelimeler yere düşmüş, duman dağılmış.Halk önce şaşırmış. Sonra birbirlerine bakmışlar. Sonra bir sessizlik olmuş — öyle bir sessizlik ki, gezegenin rüzgârı bile durup dinlemiş.Derken halk, kimse çağırmadan meydanlara yürümüş. Yürürken ayaklarının altında yıllardır biriken ince sis dağılmış; sis dağılınca yolların aslında ne kadar kısa olduğunu görmüşler. Yöneticinin sarayına vardıklarında, kapıların kilitli olmadığını fark etmişler. Çünkü kapılar hep açıkmış; halk, kilitli sandıkları kapıların aslında kendi korkularından örülmüş bir hayal olduğunu bilmiyormuş. İçeri girmişler. Sarayın içi bomboşmuş. Ne yöneticiler varmış, ne muhalifler…
Sadece duvarlarda asılı, parlaklığı çoktan solmuş birkaç eski yıldız kalmış.Halk bir süre bakmış. Sonra gülmüş. Sonra omuz silkip dışarı çıkmış.Ve kendi işlerine dönmüşler — çünkü gezegenin bütün çarkları, en başından beri onların elleriyle dönüyormuş.O gün gezegenin gökyüzünden üç elma düşmüş: Birincisi, yıllardır uyuyan halkın başına: “Uyanmak bazen sadece bakabilmektir,” demiş. İkincisi, yöneticilerin boş bıraktığı koltuğa düşmüş: “Boş koltuk, laf kalabalığından daha iyidir,” demiş.Üçüncüsü de gezegenin tam ortasına düşmüş: “Masal bitti, ama ders hâlâ ortada duruyor,” demiş.
Ve böylece gezegen, kimsenin yönetmediği ama herkesin yaşadığı bir yer olmuş. Masal burada bitmiş, ama anlatanlar anlatılanlardan daha çok şey öğrenecekmiş.
01.08.2026
Şevket M. Oğuz
Share this content:



Yorum gönder