Cumartesi Sohbetleri Karanlık Evin Aynası

Cumartesi Sohbetleri

Karanlık Evin Aynası

“No soy de aquí, ni soy de allá.” Ne buraya aitim, ne oraya.Balkonda oturuyordu. Karşısındaki ormanda saka ve bülbüller ötüyordu. Şezlonga uzandı; kendini kuş seslerinin büyüsüne bıraktı. Bir saate yakın sadece onları dinledi. On, bilemedin on beş gün sonra susacaklardı. Dut çıkmaya başlamıştı. “Dut yemiş bülbül” derler — ne kadar doğru bilinmez ama yaz sıcağı bastı mı, sesleri kaybolurdu.Gökyüzü kararmaya başladı. Ardından akşam ezanı duyuldu. Birden ürperdi. Kendini yine sokakta, tren köprüsünün yanındaki duvarın üzerinde yakalanacak bir çocuk gibi hissetti. Akşam ezanı okunmadan evde olması gerekirdi. Oysa şimdi güvenli evindeydi. Babası da gelemezdi; kırk küsur yıldır yoktu. Ama tedirginlik yerli yerindeydi. Büyüklerin gözetleyen bakışları hâlâ içindeydi. Doğru–yanlış ikilemi, yanlışsa azarlanma korkusu… Bedeninden hiç çıkmamıştı.Hafta sonu, doğup büyüdüğü mahalledeki arkadaşlarıyla yıllar sonra Gayretspor’da buluştular. Konu, kaçınılmaz olarak, kullanılmayan demiryolunun yanındaki o ıssız eve geldi. Gençliğinin ilk arzuları — ilk öpüşü, ilk sigarası — o evdeydi. Sanki o ev, onun geçmişini değil, başka bir zamanın hafızasını taşıyordu.Arkadaşları, artık kimsenin oraya girmediğini söylediler. “Lanetli,” dediler. “Yaklaşılmaz.” Kimsenin açıkça söylemediği ama herkesin uyduğu bir yasaydı bu; rüya mantığı gibi.Ertesi akşam, bu sessiz yasağı bozdu. Kapı kolayca açıldı.İçeri adım attığında zamanın dokusu değişti. Toz, kırık avize, çürümüş kapılar… Her şey, sanki yıllardır değil, yüzyıllardır oradaydı. Ev, bir mekân değil, unutulmuş arzuların arşivi gibiydi. Boştu. Tehlike yoktu. Ve belki de bu, en büyük tehlikeydi.Ertesi gün arkadaşlarına, evin sıradan bir harabe olduğunu söyledi. Bu söz yüzlerinde bir tür dehşet yarattı. “Karanlık ev”, onların hafızasında bir mit, bir arzu mekânıydı; gerçekliğin dayanamadığı bir yanılsama alanı.Onların mitini yıkmıştı. Gerçekliği, hayalin üzerine indirmişti. Borges’in dediği gibi: “Bir efsaneyi yok etmek, bir insanı öldürmekten daha derin bir suçtur.”Arkadaşları bu suçu affedemediler. Onların gözünde o, artık gerçeği söyleyen biri değil, dünyalarının dokusunu bozan biriydi.Tam ayrılacağı sırada biri saldırdı. Yere düştü. Az sonra öldü.O an anladı: Karanlık ev bir harabe değil, gerçekliğin sınırını çizen bir aynaydı. İçine giren herkes, kendi arzusunun karanlığını görürdü. Ve bazıları, gördükleriyle yaşayamazdı.Son söz: Kafka’nın dediği gibi, “Gerçeğe ancak gerçek dışından ulaşılır.”

13.06.2026Şevket M. Oğuz

Share this content:

Yorum gönder