Burası İstanbul…
Burası İstanbul…

Burası İstanbul…

Burası İstanbul…
Yokluğunun başkenti…
Şairlerin susarak konuştuğu,
insanların koşarak sustuğu şehir.
Boğaz’da kayıkların koca koca vapurlara kafa tuttuğu,
martıların dalgalarla dans ettiği şehir.
Burası İstanbul…
Galata Kulesi’nin Dolmabahçe Sarayı’na selam verdiği, Kız Kulesi’nin yalnızlığa mahkum edildiği şehir. Ayrılık Çeşmesi’nden hasret akan,
Mihriban Sultan Camisi’nden batan güneşin, yükselen Ay’a selamıdır…
Burası İstanbul…
Şarkıların nota nota sükûnete yükseldiği,
Konstantinapoli’nin 4 meleğinin mistik hikayesidir.
Medusa’nın, sarnıçtaki yalnızlığıdır şehir.
Burası İstanbul…
Kim bilir hangi aşkın kahramanıdır
ve kim bilir hangi aşkın hüzünlü öyküsüdür?
Bir ucu Karadeniz’e bir ucu Marmara’ya,
adı şahikaya ulaşan şehir…
Burası İstanbul…
Yaşamla ölümün yol ayrımındaki yüreklerin ev sahibi.
Tabiatın aşka doyduğu, beşerin yedi iklime sürüklendiği, bin yıllık bir aşkın şehri burası.
İstanbul…
Hasretine serenadım.
İstanbul…
Gözyaşım.
Yokluğun.
Gözlerin.
İstanbul…
Burası İstanbul…
Seni sensiz yaşadığım şehir…
Burası İstanbul…
Yüreğimin yüreğinde kavrulduğu şehir.
Köpük köpük dalgalarına seni işlediğim,
Poyrazında saçlarına döküldüğüm,
Sokak lambalarında şiirler yazdığım,
Gözlerindeki ışığı gökyüzünde aradığım şehir.
Burası İstanbul…
Sensiz öleceğim şehir.

Kahvaltı Hikayeleri

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir