Tatlı rüyalar sevgili gölgem…

Tatlı rüyalar sevgili gölgem…

Bazen büyümek, insanın kendinden uzaklaşmasıdır. Hayatın yükü altında ezilen insanın, bir anda çocukluğuna dönerek yeniden nefes almayı öğrenmesi hem eğlenceli hem de düşündürücü bir yolculuğa dönüşür. Hafif delirmelik gibi gelse de sanırım en net gerçek bu. İşte bu yüzden büyüyemedim, bir yanım değil ruhum, aklım, hayallerim, umutlarım ve düşlerim hep çocuk kaldı. Yadırgandım, garipsendim, dışlandım yinede büyüyemedim. Yaşımın adamı! Olamadım, çünkü o yaş diye dayatılan rakamları değil ruhumu dinlemeyi seçtim ve sevdim, tıpkı kuşları ve denizi sevdiğim gibi. Toplumun yüklediğini değil de çizgi filmleri, uçurtmaları ve yürürken zıplamayı sevdim. Mahalle baskısını umursamadım, şiir yazdım, âşık oldum, kitap okudum ve hiç tespih sallamadan yürüdüm. Yaş aldığıma değil de alamadığım yaşlara üzüldüm, insanın doğayla iç içe olabilme olasılığı mutlu ederken beni, otomobil hayalim olmadı. 40 yaşında tahtarevelliye binerken dövizin iniş çıkışlarını takip etmedim. Benim için altından kıymetli gözler vardı. Borsa İstanbul’dan daha güzel ruhlar. Kıyafet bir kumaştan ibaretti, insanı mutlu etmek ibadetten daha kıymetli geldi bana. Hep ince düşünmeye çalıştım hep garipsendim. Üzüldüm, incindim lakin vazgeçmedim. Bir çok yanlışım oldu ve bir çok doğrum. Tabiri caizse yolun yarısını geçeli bi hayli zaman oldu. Ruhum huzurlu olsa da…

Toplumun gözünde başarısız bir bireyin yazısını okudunuz.

Her okuduğunuza inanmayın çünkü her yazan yazar değil her okuyun da okur değil.

Tatlı rüyalar sevgili gölgem…

Kahvaltı Hikayeleri

Share this content:

Yorum gönder