
Yangın Ortasında (Fabl Denemesi)
Yangın Ortasında (Fabl Denemesi)
Orman uzaktan bakıldığında yeşildi.
Yaklaştıkça karardı.
Ağaçlar birbirine yaslanarak yükseliyor, gökyüzünü parçalara ayırıyordu. Işık yere tam inemiyor, inen de kirleniyordu. Toprak nemliydi; çürüyen yaprak kokusu ağırdı. Rüzgâr, dalların arasından geçerken sanki fısıldaşmalar taşıyordu.
Bu ormanda herkes yerini biliyordu.
Ya da bildiğini sanıyordu.
Aslan kayalıkların üzerinde yaşardı. Gücü temsil ettiğini söylerdi. Gürlediğinde herkes susar, sessizliği düzen zannederdi.
Tilki gölgelerde yürürdü. Kimseye çarpmadan, kimseye görünmeden. Krizi ilk o hisseder, kazancı ilk o hesaplar, sorumluluğu en son o alırdı.
Geyikler açıklıklarda yaşardı. Kalabalıktılar ama yalnızdılar. Hep birlikte ürker, hep birlikte kaçarlardı. Hiçbir yere ait değillerdi; sadece tehlikeden uzağa.
Maymunlar yüksek dallarda bağırırdı. Her konu hakkında fikirleri vardı. Sesleri yüksekti ama ağırlıkları yoktu. Gürültüyü hakikat sanan bir topluluktu onlar.
Baykuş geceleri konuşurdu. Dinleyen azdı. Bilgelik, sessizlikle birlikte değersizleşmişti burada.
Ve kurt…
Kurt ormanın sınırlarında dolaşırdı. Ne tamamen içerideydi ne dışarıda. Duruşu sakindi. Bakışı keskin ama sabırlıydı. Sadece dişleriyle değil, sezgisiyle de güçlüydü.
Ormanda pek az canlı onun karşısında kendini saklama ihtiyacı duymazdı. Çünkü kurt bakarken yargılamazdı; tartardı.
Akrep onun yanında büyümüştü.
Akrep küçükken bile dikkatliydi. Taşların altında yaşar, gölgeleri izler, her hareketi anlamaya çalışırdı. Diğer hayvanlar onun zekâsını ürkütücü bulurdu. Oysa akrep, sadece anlamaya çalışıyordu.
Bilgisi vardı. Sabırlıydı. Gözlemi güçlüydü.
Ama içinde bir sertlik vardı.
Hep tetikteydi.
Hep savunmadaydı.
Kurt bunu ilk fark eden olmuştu.
“Bilgi seni keskin yapar,” demişti bir gün.
“Keskinlik işe yarar,” diye cevap vermişti akrep.
“Evet,” demişti kurt. “Ama sürekli havada duran iğne, sahibini de yorar.”
Akrep o zaman anlamamıştı.
Yıllar geçti. Akrep bilgeleşti. Ormandaki çoğu hayvandan daha fazla görür, daha az konuşurdu. Ama bir konuda değişmedi:
Akıl aldığı tek canlı kurttu.
Onun yanında iğnesi biraz daha alçalırdı.
Onun sözlerini sorgular ama küçümsemezdi.
Saygısı korkudan değil, farkındalıktandı.
Sonra kuraklık geldi.
Toprak sertleşti. Yapraklar kurudu. Rüzgâr kuru ve sert esmeye başladı.
İlk dumanı tilki fark etti.
İlk inkârı aslan dile getirdi.
İlk panik geyiklerde başladı.
Maymunlar her zamanki gibi en yüksekten konuştu.
Yangın başladığında orman düzen sandığı şeyin ne kadar ince olduğunu gördü.
Alevler yükseldi.
Aslan kayalığını terk etti.
Tilki rüzgârı arkasına aldı.
Geyikler birbirini ezdi.
Maymunlar sustu.
Kurt kaçmadı.
Yanmakta olan bir açıklığa koştu. Dişleriyle sıkışmış bir yavru geyiği kurtardı. Gözleri ateşi değil, yönü arıyordu.
Akrep taşın altından çıktı. Sıcaklık kabuğunu yakıyordu. Kaçabileceği dar bir yarık vardı. Kurtulabilirdi.
Ama etrafındaki bakışları hissetti.
Fısıltılar dumanla birlikte dolaşıyordu.
“Sivri olan tehlikelidir.”
“En küçük olan bile felaket getirir.”
Akrep durdu.
Kurt bir an ona baktı. O bakışta emir yoktu. Yargı yoktu. Sadece sakin bir uyarı vardı.
“Şimdi karar verme zamanı değil,” dedi kurt.
“Yangın geçince konuşuruz.”
Ama akrep içinde başka bir ateş taşıyordu.
Hep savunmada yaşamıştı. Hep hazır beklemişti. Bilgisi vardı ama huzuru yoktu. İğnesi hep havadaydı.
Bir an kuyruğuna baktı.
Ve fısıldadı:
“Kendini öldüren akrepim ben yangın ortasında.”
İğnesini kendine indirdi.
Zehir yayıldı.
Kurt alevleri yararak ona ulaştı. Dişleriyle kavradı, onu yanmayan dar bir oyukta yere bıraktı. Gözleri ilk kez sertleşmişti.
“Bilgini gururuna yedirdin,” dedi.
“Bu bilgelik değil.”
Akrep nefes almakta zorlandı. Zehir ilerliyordu.
“Ben sadece… yük olmamak istedim,” dedi kısık bir sesle.
Kurt başını eğdi.
“Yük olmakla tehdit olmak aynı şey değildir. Sen bunu karıştırdın.”
Zehir kalbine yaklaştı ama kurt beklemedi. Akrebin kabuğunu soğuk toprakla bastırdı. Zehrin hızını yavaşlatacak eski bir yöntemi biliyordu. Onu hareketsiz tuttu.
“Acı geçmez,” dedi kurt. “Ama yön değiştirir.”
Gece boyunca kurt onun başında kaldı.
Sabah olduğunda yangın yön değiştirmişti. Orman yanmış ama tamamen kül olmamıştı.
Akrep yaşıyordu.
Ama eskisi gibi değildi.
Hareketleri daha yavaştı. İçindeki ateş sönmemişti ama kontrolsüz değildi.
“Ölmedim,” dedi akrep zayıf bir sesle.
“Evet,” dedi kurt. “evet ölmedin. Ama değiştin artık…”
Akrep gözlerini kapadı.
Evet.
Sürekli savunma hâli.
Sürekli tetikte olma zorunluluğu.
Her gölgeyi tehdit sayma alışkanlığı.
Yerine başka bir şey gelmişti:
Seçilmiş bir keskinlik.
Orman bir gün yeniden yeşerecekti.
Aslan yine konuşacaktı.
Tilki yine hesaplayacaktı.
Geyikler yine birlikte ürkecekti.
Maymunlar yine yükselecekti.
Ama akrep artık her fısıltıya iğnesini kaldırmayacaktı.
Çünkü bilgelik, yalnızca görmek değildir.
Kimi zaman, iğneyi indirmeyi bilmektir.
Ve bazı yangınlar yakmaz.
Şekil verir.
Share this content:



Yorum gönder