Son Yazılar

Uyumsuzluğun Özgürlüğü

Uyumsuzluğun Özgürlüğü

.

Akşam saatleri, havanın kararmaya başlamasına daha bir saat var.

Kapı çaldı. Geldi. Elimde boya paleti, onu karşıladım. Elimi silip yeni yapmaya başladığım resmimi ortadan kaldırmaya çalıştım.Yıllardır ufacık eve karı koca ve iki çocuk sıkıştığımızdan, sanat eserlerimi nerede yer bulursam orada yapmaya çalışıyordum. Bugün sıra salondaydı. Misafir gelecekse, bazı günler mutfağa taşınır, orada yapardım resimlerimi.Ev işlerinden kalan zamanlarda yağlı boya tablolar yapmak bana hoş bir zaman geçirtiyordu. Hiçbiri sanat eseri falan sayılmazdı. Akşam Sanat Lisesi’nde öğrendiğim kadarıyla yapıyordum hepsini.“Yok, kaldırma, devam et,” dedi.Paletimi elimden alıp tuvalimde görmek istediği renkleri sıraladı. Gri gökyüzünü sevdiğini söyledi. Kapalı havanın onda geçici bir sıkıntı duygusu uyandırdığını anlattı.Ressamların karakterlerinin en açık olarak paletlerinde belirdiğini söyledi. Paletteki renkler ne kadar karmaşıksa, kişinin de o kadar uyumsuz olduğunu savundu.Paletime baktım. Renkleri belli bir armoni içinde sıralamıştım. Bunu ilk defa fark ettiğimi söylediğimde bana kıkır kıkır güldü.“Gördün mü? Esaslı ukalayım ben… Neyse, gideyim artık. Çalışmak istersin,” dedi.Kalırsa sevineceğimi söyledim. Yanında da çalışabilirdim. Hem isterse plak dinlerdik.Yüzü ışıyıverdi.“Deme, pikap severim,” dedi.Koltuğa oturdu. Pikaba James Last koydum.Başladım gökyüzünü boyamaya.O durmadan sigara içti. Plaklar bittikçe yeniden başa sardık. Ben sehpanın önünde, o koltukta uzun zaman konuşmadık.Resmi bitirdim.Hava kararırken çıktı.Kim bilir nereye gitti?Ama yarın yine gelecek.Ertesi gün, dün geceki sessizlik hâlâ odanın içinde dolaşıyordu. James Last’ın ezgileri sanki duvarlarda ince bir iz bırakmıştı.Paletimi açtım, fırçayı elime aldım.Ama bu kez elim başka türlü hareket etti.Sanki bir fırça değil, bir baton tutuyordum.Renkleri karıştırırken fark ettim: Her tonun bir girişi, bir yükselişi, bir susuşu vardı.Mavi, adagio bir nefes gibi açılıyordu.Griye çalan uçuk gök rengi, dün onun söylediği gibi, geçici bir sıkıntının içinden çıkıyordu.Koyu çizgiler ise forte bir ses gibi yükseliyordu.Ben resim yapmıyordum artık.Bir orkestrayı yönetiyordum.Fırçam havada bir an duruyor, sonra tuvale iniyordu. Renkler birbirine çarptıkça içimde bir düzen kuruluyor, sonra bozuluyor, sonra yeniden kuruluyordu.Kapı çaldı.Geldi.Beni görünce durdu.“Ne yapıyorsun?” dedi.Renkler belli bir uyum içinde, sanki bir çellonun derin sesinden süzülmüş gibi tuvale yayılmıştı.Her şey yerli yerindeydi.Koltuğa oturdu, sigarasını yaktı.Duman, tuvaldeki renklerin üzerine doğru ağır ağır yükseldi.Bir süre baktı.Sonra kalktı.Elimden fırçayı aldı.Hiçbir şey söylemeden tuvale bir darbe indirdi.Sonra bir tane daha.Fırçayı bir sağa bir sola savurdukça renkler birbirine çarptı. Tuvalin içindeki ahenk bozuldu. Fırçayı bıraktı.Geri çekilip resme baktı.Yüzü yumuşadı.“İşte şimdi oldu,” dedi.Bir süre daha resme baktı.“Bu özgürlük…”

29.08.2026

Şevket M. Oğuz

Share this content:

Yorum gönder