Cumartesi Sohbetleri : Gerçekçiliğin Ötesindeki Yolculuk

Cumartesi sohbetleri Gerçekçiliğin Ötesindeki Yolculuk

Bazı sabahlar vardır, hiçbir şey başlamamış gibi görünür. Ama perde kıpırdamaya başladığında, zaman da yerinden oynar. Dalgaların sesi, gün doğumunun ışığı, yosun kokusu…Ve insan, kendini bir anının eşiğinde bulur. O an, ne geçmiş tam olarak geride kalmıştır ne de şimdi tam olarak başlamıştır. İşte anlatı da tam burada başlar. Gerçeklik çözülmeden önce, hafıza devreye girer. Ve biz, sıradan bir sabahın içinden, görünmeyen bir yolculuğa çıkarız.Yaz sonu. Sahil kasabasındaki denize sıfır yazlıkta sabahın ilk saatleri… Perdeler hafifçe dalgalanıyor, denizin sesi açık pencereden içeri doluyor. Mutfak masasında içilmiş bir bardak çay bardağı unutulmuş. Yanında, kapağı yarım açık bir kaset kutusu. İçinde solmuş bir etiket: Bülent Ersoy – Baharı Bekleyen Kumrular Gibi.

Sahile baktı. Kumsalda güneşlenme alanındaki şemsiyeyi içeri alması gerekiyordu. Artık havalar soğumaya başlamıştı denize girme mevsimi bitmişti. Şimdi kışlık erzak hazırlama zamanıydı. Bir iki hafta sonra buralar ıssızlaşacak insanlar şehre döneceklerdi. Masanın üzerindeki boş kaset kabının yanındaki kaseti aldı. Çekyatın üzerindeki kırmızı renkli bir tarafı teyp diğer tarafı radyo olan kaset çaların kaset kısmını açtı. Kaseti koydu. Bülent Ersoy’ un sesi odada yankılandı. “Bu adam çok güzel söylüyor “diye düşündü. İçinden “ileride ünlü bir sanatçı olacak” dedi. Hızlı bir şekilde kahvaltıdan kalan çay bardağını masadan aldı. Mutfağa gitti. Bardağı yıkarken “bu sene banyoyu yeniden yaptırdım. Seneye kısmet olursa bulaşık makinesi alayım” diye düşündü ama mutfak o kadar küçüktü ki makineye yer yoktu. Kasetten gelen ses mutfağa kadar ulaşıyordu. Şarkının ikinci kıtası başlamıştı. Çınladın durdun kulaklarımdaSüzülen yaşsın yanaklarımdaBir şarkı olduğumda senin sevgini söyledim durdum.Çay bardağını kurularken durdu. Birden, okul yıllarının sonbahar sabahları geldi aklına. Babasının renkli defter, kitap kapladığı masayı, annesinin siyah okul elbisesini ve beyaz yakasını hazırlamasını, annesi bunları yaparken pencere kenarında düşen hazan yapraklarını seyredişini hatırladı. O zamanlarda şarkılar çalıyordu. Müzeyyen Senar taş plağında “ben küskünüm feleğe” diyordu. Dışarı çıktı. Kumsalda güneşlenme alanındaki şemsiyeyi topladı. Kuma gömülmüş ayak izleri hâlâ duruyordu. Birkaç hafta sonra burası boşalacaktı. Yazlıklar kapanacak, sokaklar sessizleşecekti.O an fark etti: bu sabah bir şarkı değil, bir zaman dilimi çalmıştı. Kasetçalar, sadece ses değil, hafıza yayıyordu. Ve kendisi, farkında olmadan bu seslerin izini sürüyordu. Salona geçti. Kasetçaların yanına çekyata oturdu. Parmaklarıyla kasetin kapağını yokladı. Solmuş etiketin kenarındaki yırtığı fark etti. O yırtık, zamanın kendisi gibiydi. Birden, içinden geçen düşünceyi durduramadı: “İnsan zamanın içine doğar. Ne kadar ilerlese de zaman hep bir adım öndedir. Geçmişin izlerini taşır, geleceği göremez.” O an, kendi zamanının içinde kaybolduğunu fark etti. Ama bu kayboluş, bir boşluk değil, bir geçişti. Bilinçdışının derinliklerinde, hafıza ile arzu arasında sıkışmış bir geçit. Banyoyu yenilemek, bulaşık makinesi hayali, okul sabahları, taş plaklar… Hepsi bu geçidin taşlarıydı. Doğruldu. Bitmiş şarkıyı yeniden açtı. Şarkı devam etsin istiyordu. Şarkı ilerledikçe, kendini hem bugün de hem geçmişte buldu. Sesin tazeliği, hafızanın derinliğiyle birleşti. Yeni olan, eskiyi çağırıyordu. Ve o, bu çağrıyı duyuyordu. İnsan zamanda yolunu kaybettiğinde, aslında kendi varlığının sınırlarını keşfetmeye başlıyordu.Mutfakta dolabı açtı. Kışlık erzak için kavanozları kontrol etti. Mercimek azalmıştı. Pirinç bitmek üzereydi. Kışlık yapmanın tam zamanıydı. Ertesi gün pazara gitti. Okullar açıldığından yazlıkçı kalabalığı yok olmuştu. Her şey boldu. Şehre dönme zamanına daha vardı. Bollukta hemen hemen tüm kış tüketeceği ürünleri aldı. Turşu yaptı. Ekşiler hazırladı. Marmelatları reçelleri kavanozlara koydu. Erzak listesinin altına küçük harflerle “şehir” yazdı. Bunlar artık yazlığın değildi. İki hafta sonra şehre dönüş başladı. Kalabalığa, seslere, alışkanlıklara. Ama bu kez başka bir niyetle. Bu kez sadece dönmeye değil, yeniden yazmaya gidiyordu. Yılbaşı olmuştu. Ona göre yılbaşı sonbaharın başıydı. Yeni bir yıl yeniden başlıyordu. İçinde doğduğu dilin, alışkanlıkların, değerlerin ve kuralların arasından geçerek kendi yolunu yazacağı yıl. Şehre vardığında ilk işi, eski defterlerini çıkarmak oldu. Lise yıllarından kalma notlar, kenarlarına çizilmiş figürler, yarım kalmış cümleler. Hepsini masaya yaydı. Geçmişin izlerini taşıyan bu belgeler, şimdi yeniden yazılacak bir hayatın taslağıydı.Bir defterin arasından bir fotoğraf çıktı. Siyah okul elbisesi, beyaz yaka, pencere kenarında düşen yapraklar. Annesi. Okul. Zaman burada hem düşman hem de öğretmendi.Geçmiş, şimdinin içinde tekrar ediyor, insan kendini yeniden yazmak istediğinde eski izlerin bulanıklığından geçmek zorunda kalıyordu.Bir kahve yaptı. Pencereden dışarı baktı. Sokakta insanlar yürüyordu. Tanıdık ama yabancıydılar. Kendi varlığını anlamaya çalışırken, aynı anda hem bir yabancıya hem de tanıdık bir mekâna bakıyor gibiydi.Peki insan özgürce seçim yapabilir miydi?Belki tam olarak değil. Ama kendi tavrını seçebilme kudreti vardı. Farkındalığın kırılmalarında saklıydı bu kudret.Bir bakıma yön tayin etme kudreti.O gün, eski bir arkadaşını aradı. Yıllardır görüşmemişti. Sadece sesini duymak istedi. Ses, geçmişin içinden geldi. Görünmez ama dönüştürücü bir zaferdi bu. Gölgelerle yüzleşilen bir andı.Akşam oldu. Defterleri topladı. Yazlıkta başlayan düşünce, şehirde bir karara dönüşmüştü. Yol görünmezleştiğinde, insan kendi içsel pusulasını keşfetmek zorunda kalıyordu.Ve o, keşfetmişti.İnsanın kendi varlığının ağırlığını hissetmesi genellikle acıydı. Ama bu acı, bir doğum sancısıysa? Bir başlangıcın habercisiyse?İnsan, acının içinde debelenirken, aslında kendi yolunu ve kendi varlığını yeniden yaratma çabasındaydı.Ve o gece, uyumadan önce kaseti yeniden dinledi.Baharı bekleyen kumrular gibi, o da bekliyordu.Ama bu kez bekleyiş, bir doğumun içindeydi.Acıyı hissediyordu.Müjdeler olsun.Yeni yılda doğum başlamıştı.

27.09.2025

Şevket M. Oğuz

IMG-20250927-WA0001-640x1024 Cumartesi Sohbetleri : Gerçekçiliğin Ötesindeki Yolculuk

Share this content:

Yorum gönder