Özgürlüğün Bedeli: Sorumluluk

Özgürlüğün Bedeli: Sorumluluk

Özgürlük, insanın her türlü dış etkiden bağımsız olarak kendi istencine ve kendi düşüncesine göre karar vermesi durumudur.

 Bu kavram, insanın yaşam serüvenine hoş bir seda olarak girmekle beraber; duyulduğu andan itibaren bireyde anlamsız bir özgüven hissi uyandırmıştır. Zamanla, her istediğini yapan ve dilediğince yaşamayı sürdüren birey, bu düzeni hayatın merkezine yerleştirmiştir. Hiçbir canlıya anlam yüklemeden yaşamaya devam eden bireyler, özgürlüğün verdiği rahatlıkla günlerini sürdürür; çünkü konfor alanında yaşamak insana her daim mutluluk getirir.

Toplumsal yığınlar ise de kendi çizdiği çerçevede mutlu olmayı göze alan kuru kalabalıkların arasında, hiçbir şeye müdahale etmeyince özgürce yaşadıklarını düşünürler. Yığınların kalabalığı böyledir işte; sesleri daima gür çıkar, ancak içleri boş bir levha gibi yalnızlık sesleriyle doludur. Örneğin, bir mimari eser gördüğünüzde ilk bakışta kusursuz bir tasarım görürsünüz; herkesi hayran bırakır. Fakat ayrıntılı bir şekilde incelediğinizde kusurlarını görmeye başlarsınız. Birey de özgürlüğü kusursuz bir yaşam biçimi olarak görür; ancak en ufak bir sarsıntıda “bunalım” denen bir sürecin içine sürüklenir. Oysa sorumlu olduğun her olay, kişileri yaralasa da hayatın çerçevesini daha sağlam çizgilerle belirgin hâle getirir.

Gerçekten yeryüzüne gelen her canlı özgür müdür? Yaratılan her bir mucizeden başka bir kişi sorumlu değil midir? Bu sorular sorulmaya başlandığında, özgürlük kavramı artık popüler kültürün yüzeysel dünyasından çıkar. Çünkü “benden sonrası tufan” anlayışını benimseyen bir toplum, yaşarken ölmeye mahkûmdur.

Son zamanlarda meydana gelen üzücü olaylar arasında yer alan okul saldırılarında, çocukların ellerine verilen silahların yol açtığı toplumsal felaketler karşısında kaç kişi kendi payına düşen hatayı sorgulamıştır? Aileler, toplumun temel taşı olma görevini üstlenmek zorundadır; ancak bizler de üzerimize düşenleri ne ölçüde yerine getiriyoruz? Başka bir deyişle, vatanına karşı sorumlu olan biri ülkede olup bitenlere kayıtsız kalamaz; toplumuna karşı duyarlı olan biri vatandaşa sırt çeviremez; insana karşı merhametli olan biri başka bir insana zarar veremez; ailesine karşı sorumlu olan biri kendi kalenin yıkılmasına müsaade edemez ve en önemlisi, kendine karşı sorumlu olan biri kâinata zarar veremez.

Kâinatın mesuliyeti ellerimize verilmiştir. Kâinatın insan için yaratıldığını bu mânada anlamak kabildir. Mesuliyetimin şahidi hareketlerimdir; ve ancak hareketlerimle mesuliyetim hakikat oluyor. Hisler ve tecrübe ile ilimle ve felsefe ile, insan şuurunun yarattığı bütün vasıtalarla tanınabilen hareket dediğim bu ilk hakikat benim elimle kâinatı ve hem de beni değiştiriyor. Filhakika o, “başka varlıkları ve kendi eliyle kendini değiştirmektir” diye tarif edilebilir. (Nurettin Topçu, Hareket Felsefesi).

Bu nedenle özgürlüğü yalnızca modern bir kavram olarak görmekten vazgeçip, mesuliyet bilincini hayatımızın ayrılmaz bir parçası hâline getirmemiz gerekir. Çünkü toplumun içinde bulunduğu boşluktan ve geleceğinden hepimiz sorumluyuz.

Hacer Taşdemir

Share this content:

Yorum gönder