Sizi gidi haytalar
Sizi gidi haytalar

Sizi gidi haytalar

            Yarım kalan bir mutluluğun peşinden koşan bizler, yorulunca bulduğumuz ilk kaldırım taşına oturup; küsmüyor muyuz hayata ? Hırçın okyanuslara, macera uğruna küçük bir sandalla açılan bizler, en ufak dalgada bulduğumuz ilk limana sığınan değil miyiz?

            Oturduğu yerden; bir çok konu hakkında bilgiçlik taslayıp, aslında hiçbir fikri ve bilgisi olmayan toplumsal bir hezeyana dönen bizler; kaç kere yanılgıya düşüp de; bu yanılgıların kaçını kabullenebildik. Hayatımızda hep “ama” lar olmuştur. Bu “ama”lar hep kendimizi temize çıkarmak için söylenmiş değil midir.

Nedendir bu haytalıklarımız…

Niye bu kadar hoyratız…

            Kardeş diyerek can evinden vurduklarımızın öykülerini bir araya getirsek; en alasından roman olmaz mı… çokça kendimizi yermeyi unuttuğumuz şu fani dünyanın, en namuslusu, en dürüstü, en kahramanı, en aklı selim insanı herşeyin en’i hep mi biziz… ya üşürüz, ya da yanarız. Mevsimlere bile tatminsiz yaklaşır her biri geldiğinde diğerini aramaz mıyız?

            Bunca çelişkinin içerisinde kim nerede duracağını bilemez bazen. İçimizde kabullenmekte zorluk çektiğimiz tereddütleri dışarı yansıtmamak için bile kendimize yalan söyler, bu yalanlar neticesi uzayan burunlarımız vesilesi ile ne köprüler kurarız Anadolu Hisarından, Eminönü’ne uzanan.

            Kaldı ki, bu tutarsız davranışlar bir gün bizi etkisi altına alırken; çevremizde var olan dost canlı aleminin tamamını günlerce etkiler. Yüzler asılır, hüzünler belirir, o da olmadı 7,4 şiddetinde depremler olur. Sarsarız tüm geçmişi bir anda yıkarız. Yıkıl ey viran perde sesleri altında; uğradığımız yenilgiler sonrası bile çırpınarak saklanırız. Kan revan içerisinde korkularımız olur.

            Bunca söze ne lüzum vardı derseniz… size iki kelam etmek isterim müsaadenizle;

            Acıyor içim. İçim acıdıkça ellerim çözülüyor dilim susuyor. Sayfalar dolusu… kelimeler ordusu; bana saldırıyor ve elimdeki tüm kağıtları işgal ediyor. Bu işgal neticesi inanın tüm dünyam şaşıyor.

            Şimdi bu şaşkın dünyamın yansıması ile dolan bu dijital ekranı  size emanet ediyorum. Dilediğiniz kadar okuyabilirsiniz ya da çıktısını alıp şapka veya gemi yapabilirsiniz.

            Bir sonraki yazı da görüşmek üzere…

            Bol bol okuyun ve en azından kendinize dürüst olun. (ben dahil)

En hoşçası siz kalın ben siktirip giderim

            Kahvaltı Hikayeleri ®©

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir