Cumartesi Sohbetleri Son İstasyon: Sessizlik

Cumartesi Sohbetleri Son İstasyon: Sessizlik

Bir tren yolculuğu boyunca yaşanan içsel geçişlerin, unutmaların ve sessizce yeniden doğuşun öyküsü.Önce sessizlik vardı. Sonra tren, sisle örtülü bir istasyondan kalktı. Ne bir anons vardı ne de bir saat. Vagonun camları buğuluydu. İçerisi loş. Her şey yeni ama tanımsızdı. Yolcu, pencereden dışarı bakıyordu ama gördüğü sadece şekillerdi: bir ışık, bir gölge, sonra sesin yankısı ortaya çıktı. Ve orada, peronun ucunda biri duruyordu. Yüzü seçilmiyordu ama varlığı belirgindi. Üzerinde kırmızı bir elbise vardı, baştan ayağa. Ne el sallıyordu ne de konuşuyordu. Sadece oradaydı. Bir karşılayıcı gibi. Henüz kelimeler yoktu. Sadece hisler. Tren, raylara ilk kez dokunuyordu. Dünya, bir rüya gibi geçiyordu yanından.Tren bir sonraki istasyona vardığında, camlar renklenmişti. Dışarıda dönen atlıkarıncalar, uçurtmalar, çıkan dişler, ilk düşüşler vardı. Vagonun içi sesle doluydu artık: kahkahalar, ağlamalar, “neden” soruları. Yolcu, ilk kez kendi yansımasını camda gördü. Ama hâlâ adını bilmiyordu. Her şey oyun gibiydi. Gerçeklik, bir kurabiye kutusuna saklanmıştı. Bu durakta herkes bir masal kahramanıydı.Tren uzun bir tünele girdi. Tünelin duvarları aynaydı. Yolcu, kendine bakmayı öğrendi. Kimi zaman sevdiğini, kimi zaman korktuğunu gördü. Vagonun içi sorularla doldu: “Ben kimim?”, “Nereye gidiyorum?”, “Beni kim seviyor?” Her cevap başka bir aynayı kırdı. Her kırık, yeni bir yüz gösterdi.

Tren kalabalık bir istasyona vardı. Herkes bir yere yetişiyordu. Vagonlar doldu taştı. Yolcu, ilk kez yalnız kalamadı. Herkes konuşuyor, herkes bir şey istiyordu. Aşklar başladı, ayrılıklar da. Bavullar doldu, boşaldı. Kimileri indi, kimileri bindi. Ama kimse uzun kalmadı. Herkesin bir işi vardı. Yolcu, ilk kez yoruldu. Bu durak, “benin bize” karıştığı yerdi. Kalabalık içinde yalnızlık burada öğrenilirdi.Tren bir süre sessizce ilerledi. Kimse inmedi, kimse binmedi. Camdan dışarısı görünmüyordu artık. Sadece iç sesler vardı. Yolcu, geçmiş durakları düşündü. Bazı yüzleri unuttuğunu fark etti. Bazı cümleleri hâlâ taşıdığını. Vagonun duvarları hafifçe solmuştu. Zaman, burada ağır akıyordu. Ama hâlâ ilerliyordu. Bu durak, hatırlamanın ve unutmanın birbirine karıştığı yerdi.Tren durdu. Kapılar açıldı. Ama kimse inmedi. Çünkü vagonda sadece bir kişi kalmıştı. Yolcu. Elinde hiçbir şey yoktu artık. Ne bavul ne eşya. Sadece elleri. Sadece gözleri. İndi. İstasyonda saat yoktu. Zaman durmuştu. Zemin, eski mermer. Üzerinde binlerce ayak izi var ama hiçbiri görünmüyor. Camlar büyük ama dışarısı seçilmiyor. Sadece hareket. Gölgeler geçiyor. İnsanlar geçiyor. Ama kimse içeri bakmıyor. Ve salonun ortasında sadece bir sandalye. Oturdu.“Yaşlanıyorum,” dedi içinden. “Büyük bir tren istasyonunda bekleme salonundayım. Dışarıdaki kalabalık insanlar beni görmeden geçip gidiyorlar. Hepsinin acelesi var, trenlere, taksilere biniyorlar. Onların gidecek yerleri, buluşacakları birileri var. Ben öylece burada oturuyorum.” Tam arkasında birisi vardı. Kim olduğu belli değildi ama oradaydı. Tam arkasında duruyordu. Üzerinde kırmızı bir elbise, baştan ayağa. Sırtı ona dönüktü. Konuşmadı. Hiçbir şey söylemedi. Ama oradaydı. Yolcu, kendi kendine konuşmaya başladı. Sesi ne uzak ne yakındı. Bir tanrı gibi, ama insan kadar kırılgandı. Sanki kendine fısıldıyordu. Sanki ilk kez yüksek sesle itiraf ediyordu: “Eserlerimle tanrıyı aradım ama bulduğum yalnızca insandı. Biliyorum, eserlerim çok güzeldi. İnsanlar onlara hayran oldu ve eserlerim onların farkındalıklarıyla ışıldıyordu. Gözleri kamaşarak baktılar, ama ışığa doğru yürüyemediler. Onları arzunun ateşi tutuşturdu, pervane böceği gibi yanıp tükendiler. Anladım ışığa karşı yürünemez onların önünde. Tanrıya giden yoku açamaz bu parıltılar. Kayboldum”Sonra döndü. Kırmızı elbiseliye baktı. Ama o hâlâ sırtını dönmüştü. Yolcu fısıldadı: “Bana yardım et.” Kırmızı elbiseli kıpırdamadı. Arkasını döndü. Uzaklaşmaya başladı. Yolcu ardından seslendi: “Dinle.” Adım sesleri duyuluyordu artık. Kırmızı elbiseli uzaklaşıyordu. Yolcu bir kez daha bağırdı: “Dinle!” Ama cevap gelmedi. Sadece sessizlik. Yolcu önüne döndü. Başını kaldırdı. Gökyüzüne baktı. Gökyüzünde, tam karşısında, bulutlar içinde bir dağ vardı. İleriye, boşluğa, doğaya baktı. Rüzgârda bir ağacın dalları hafif hafif kımıldıyordu. Gülümsemeye başladı. Sonra kahkahalarla güldü. “Herkes indi. Ben kaldım.Ve şimdi, ben de iniyorum.Ama bu iniş, bir bitiş değil.Sessiz bir başlangıç.”

22.11.2025

Şevket M. Oğuz

IMG-20251122-WA0006-837x1024 Cumartesi Sohbetleri Son İstasyon: Sessizlik
IMG-20251122-WA0004-869x1024 Cumartesi Sohbetleri Son İstasyon: Sessizlik

Share this content:

Yorum gönder