Sahibinin Sesiyle Havlayan Kral (Fabl Denemesi II)
Sahibinin Sesiyle Havlayan Kral (Fabl Denemesi II)
Orman uzaktan bakıldığında düzenli görünüyordu.
Yaklaştıkça, düzenin büyümediği, sadece sertleştiği anlaşılıyordu.
Yangından sonra açılan açıklık hâlâ ormanın ortasında duruyordu.
Toprak iz tutmuyordu.
Rüzgâr estiğinde külden ince bir toz kalkıyor, sonra tekrar yerine çöküyordu.
Hiçbir şey olmamış gibi.
Ama olmuştu.
Ve herkes biliyordu.
Sadece kimse konuşmuyordu.
O gün ormana yabancı bir koku girdi.
Ne toprak kokusuna benziyordu,
ne yaprak kokusuna,
ne de duman kokusuna.
Soğuk bir kokuydu.
Önce geyikler fark etti.
Sonra tilki durdu.
Maymunlar sustu.
Aslan kayalığın üstünden baktı.
Sonra köpek geldi.
Boynunda kalın bir tasma vardı.
Gözleri sürekli tetikteydi.
Durmadan etrafı kokluyor, sonra sebepsiz yere havlıyordu.
Ama ormanı asıl susturan köpek değildi.
Arkasından gelen şeydi.
İki ayaklı.
Tüysüz.
Sessiz.
Elinde uzun, siyah bir tüfek vardı.
Yürürken konuşmuyordu.
Dururken konuşmaya gerek bırakmıyordu.
Hayvanlar ona isim vermedi.
İsim vermek, kabul etmek demekti.
Köpek açıklığın ortasına geldi.
Durdu.
Sonra havladı.
Bir kez.
Sonra bir daha.
Sonra durmadan.
Orman o gün, yangından sonra bile olmadığı kadar sessizleşti.
İlk gün kimse bir şey demedi.
İkinci gün kimse karışmadı.
Üçüncü gün herkes alışmış gibi yaptı.
Aslan homurdandı ama inmedi.
Tilki baktı ama hesapladı.
Geyikler ürktü ama kaçmadı.
Maymunlar konuştu ama yaklaşmadı.
Domuzlar toprağı eşeledi, görmezden geldi.
Sırtlanlar güldü, sonra sustu.
Tavşanlar saklandı.
Kartal uzaktan baktı.
Baykuş gece konuştu.
Kimse dinlemedi.
Kurt meydana indi.
Köpeğin karşısında durdu.
Köpek dişlerini gösterdi.
Avcı tüfeği kaldırmadı.
Ama kaldırabilecek gibi tuttu.
Akrep taşın üstüne çıktı.
Uzun süre baktı.
Sonra yavaşça konuştu.
“Bu hayvan kendi sesiyle havlamıyor.”
Tilki fısıldadı.
“Arkasında avcı var.”
Aslan dişlerini sıktı.
“Elinde silah var.”
Geyikler geri çekildi.
“Bize dokunmuyor.”
Maymunlar başını salladı.
“Düzen bozulmasın.”
Kurt döndü.
“Bugün dokunmayan,” dedi,
“yarın ısırır.”
Akrep ekledi.
“Birlik olmazsanız
sırayla ısırılacaksınız.”
Kimse cevap vermedi.
Günler geçti.
Köpek daha çok havladı.
Sonra bir gün havlamakla yetinmedi.
Açıklığın kenarında duran genç bir keçiye saldırdı.
Dişlerini geçirdi.
Keçi yere düştü.
Kurt koştu.
Köpeğin üstüne yürüdü.
Köpek geri çekildi.
Tam o anda avcı tüfeği kaldırdı.
Namlu kurda döndü.
Patladı.
Kurt son anda sıçradı.
Fişek arkasındaki ağacı parçaladı.
Kabuk dağıldı.
Orman titredi.
Ama kimse konuşmadı.
Kurt hayvanlara döndü.
“Bugün bana sıkıldı,” dedi.
“Yarın hanginize sıkılacağını bilmiyorsunuz.”
Akrep yavaşça konuştu.
“Bugün birlik olmazsanız,
Yarın hepiniz ayrı ayrı haklı olacaksınız.
Ölü bir haklı.”
Tilki sustu.
Aslan sustu.
Geyikler sustu.
Maymunlar sustu.
Domuzlar bakmadı.
Sırtlanlar güldü.
Sonra sustu.
Bahaneler çoğaldı.
“Şimdi zamanı değil.”
“Bize dokunmadı.”
“Abartıyorsunuz.”
“Geçer.”
“Karşı gelmeyelim.”
“Silah var.”
“Düzen var.”
Kurt başını salladı.
“Yangında da böyle sustunuz.”
Akrep gözlerini kıstı.
“Bu sefer yangın dışarıda değil.”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra kurt döndü.
“Birlik olmayan orman
orman değildir.”
Akrep de döndü.
“Bugün korkuyla sustunuz.
Yarın korkuyla yaşayacaksınız.”
İkisi birlikte ormanı terk etti.
Kimse tutmadı.
Kimse çağırmadı.
Kimse peşlerinden gitmedi.
Zaman geçti.
Sonra bir gün köpek yine saldırdı.
Bu kez bir geyiği ısırdı.
Geyik kaçmadı.
İlk kez karşılık verdi.
Köpeğe doğru bir adım attı.
Tek bir adım.
Pat.
Tüfek konuştu.
Geyik yere düştü.
O gün ormanda ilk kez
hiçbir hayvan konuşmadı.
Çünkü korku artık ihtimal değildi.
Gerçekti.
Sonra bir gün açıklığa bir taht getirildi.
Kuru dallardan yapılmış.
Üstüne köpek çıkarıldı.
Başına parlak bir taç kondu.
Avcı tasmasını tuttu.
Hayvanlar toplandı.
Maymunlar alkışladı.
Sırtlanlar güldü.
Domuzlar onayladı.
Tilki düşündü.
Aslan sustu.
Kartal bakıp döndü.
Baykuş gözlerini kapadı.
Fısıltılar dolaştı.
“Güçlü.”
“Düzen kurdu.”
“Hak etti.”
“Karşı gelen yok.”
“Başka çare yok.”
“Böylesi daha güvenli.”
Ama bazı hayvanlar konuşmadı.
Çünkü artık konuşmanın anlamı kalmamıştı.
Köpeğin krallığında
ısırılanlar oldu,
yaralananlar oldu,
kovalananlar oldu,
kaybolanlar oldu,
susmak zorunda kalanlar oldu,
hatta ölenler oldu.
Ama düzen vardı.
Herkes bunu söylüyordu.
Bir gün
aslan, tilki, baykuş, kartal, yaşlı geyik, kaplumbağa
ve birkaç hayvan daha
orman sınırına yürüdü.
Uzun yürüdüler.
Sessiz yürüdüler.
Sonunda kurtu buldular.
Akrep yanındaydı.
İkisi gölgede duruyordu.
Heyet yaklaştı.
Kimse önce konuşamadı.
Sonunda baykuş dedi:
“Geç kaldık.”
Aslan dedi:
“Yanıldık.”
Tilki dedi:
“Görmezden geldik.”
Geyik dedi:
“Korktuk.”
Kaplumbağa dedi:
“Birlik olamadık.”
Uzun bir sessizlik oldu.
Akrep hepsine baktı.
Tek tek.
Yavaşça.
Sonra arkasındaki karanlık ormana baktı.
Sonra tekrar onlara döndü.
Ve sakin bir sesle söyledi:
Ben havlayan köpeğe kızmam.
Köpek, kendisine verilen sesi çıkarır.
Ben, o havlamaya izin veren sahibine,
ve o sahibin karşısında birlik olmayı beceremeyen hayvanlara kızarım.
Share this content:






Yorum gönder