Cumartesi Sohbetleri : Sana zararlı
Cumartesi sohbetleri : Sana zararlı
Düğüm Oydu. O sabah, hiçbir şey eksik değildi. Ama her şey biraz daha azdı. Perde tam kapanmıyordu. Kahve, biraz daha soğuktu. Ayakkabılar, kapının yanında ama çıkılmamış bir yolu bekliyordu. Elbise askıda, ama giyilmemiş gibiydi. Bugün, tamamlanmamış olanın günüydü. Ve o, tamamlanmamış biri gibi kalktı yerinden.Kapı çalındı. Kurye ona bir kutu uzattı. Pasta. Pastayı, yanında çalışan yarı annesi gibi olduğu kız göndermişti. Gözleri doldu. Pastayı dolaba kaldırdı. Yemek istemedi. Belki gelen olur diye. Ama biliyordu ki kapı asla çalışmayacaktı. Elini cebine attı, ama bir şey aramıyordu. Parmakları, kumaşın içinde bir kıvrıma dokundu. Zarf. Sabah gelmişti. Ne adı vardı ne göndereni. Sadece keten dokulu, eski bir kâğıt. Açmadı. Henüz zamanı değildi. Saçları birbirine karışmıştı. Hayatı gibi. Tarak değmedi. Şapka yeterdi. Kafeye gitti. Sessizce. Akrabalardan birkaç tebrik. Telefonda. Hüzünlüydü. Mutsuz da değildi bunda kararlıydı artık anlaşılmayacaksa yalnız kalacaktı. Niye kalmasın ki? “Seni seviyorum” deyip yalan söyleyenler için mi? Yalandan beteri olmayan sevgiydi. Olmayan sevgi, herhangi bir hastalıktan daha da gaddardı. Her gün içtiği soğuk Arjantin’i içmek istemedi. Kitabını açtı. Bugün doğum günüydü. Yazmayacaktı. O an bir şeyi fark etti. Kitabın karakteriyle kutluyordu doğum gününü. Sigarasını yaktı. Telefonunda radyo voyage açtı. Sevdiği ezgiler yavaşça tutkuyla öpüyordu kulağından. Birden aklına cebindeki zarf geldi. Zarfı açtı içinde ince, keten bir ip. Tek bir düğüm atılmış. Ne başı belli ne sonu. Zarfı açtığında, kitabın karakteri de ona bakıyordu. Sanki o da aynı düğümle uğraşıyordu. Sayfaları çevirdikçe, karakterin parmakları düğümün etrafında dolanıyordu. Bir çözme değil, bir dokunma hali. Her cümlede biraz gevşiyordu ip. Her kelimede biraz daha açılıyordu düğüm. O an fark etti. Kutlama, karakterin düğümü çözmesiydi. Kendi düğümüne dokunmasıydı. Ve belki, çözülmemesi gereken bir şeyin sessizce gevşemesiydi. Düğüm gevşedi sonunda çözüldü. Düğümü tek başına çözmüştü. Bir yola çıkmıştı. Yolundan dönmeyecekti. Uzun süredir ilk defa ümitlendi. Kutlamada ondan başka kimse yoktu. Düğüm oydu. “Bugün doğum günüm” Vazgeçtiği içmek istemediği birayı istedi. Sigarası eşlik etti. Birasını yudumladı. Sonra bir ikinci. Mekân artık gençlerin, dostların, sevgililerin olmuştu. Gitme zamanıydı. Müdavimi olduğu kafenin sahibine takıldı. “Kutlayacak mısınız ya doğum günümü?” Adam şaşırdı. Bir şeyler ısmarlamak istedi. Gülümsemekle yetindi. Önceki yıllarda orada kalabalık bir masa kurulur kutlanırdı doğum günü. İçinden kahkaha attı. “Kitaptaki karakterler kutluyor da bu evrende kutlanmaz mı?” demek istedi. Ama o kadar da delirmemişti.Eve döndü. Buzdolabından etli yaprak dolmasını çıkardı. Isıttı. Yedi. Pastayı da çıkardı. Pastadan bir dilim kesti. Önüne koydu. Zaten kendisinden başka kim yiyecekti ki? “İyi ki doğdum, güzel yarınlara” diye fısıldadı. Yalvarırken bir parça için köpeğine “sana zararlı” dedi. Sanki anlayacakmış gibi. Duval marka pikaba Joan Baez plağını koydu. Sessizce sigarasını yakıp günün bitmesi için saniyeleri saymaya başladı. 13.09.2025
Şevket M. Oğuz

Share this content:






Yorum gönder