Son Yazılar

Cumartesi Sohbetleri – Okur, Yazar ve Bir Kitap

Cumartesi Sohbetleri – Okur, Yazar ve Bir Kitap

.

Şevket M. Oğuz’un ikinci kitabı Fizan’ın çıktığını arkadaşlarından öğrendin.
Aslında buraya böyle başlamam gerekmiyordu.
İstersem sana kitabı çok daha sonra gösterebilir, önce çöllerden, sürgünlerden ya da Libya sınırında unutulmuş bir köyden söz edebilirdim. Fakat o durumda başka bir kitap yazmış olurdum. Üstelik kitabın adını bu kadar geciktirirsem sabırsızlanıp okumayı bırakabilirdin. Okurun sabrı konusunda iyimser olmak için henüz yeterli bir nedenim yok.
Şimdilik yalnızca bir okuru izlemek istiyorum.
O okur sensin.
Ya da sen olduğunu varsaydığım kişi.
Bir kitapçının önünden geçerken vitrinde aradığın kitabı görüyorsun.
İçeri giriyorsun. Rafların arasında dolaşıyorsun. Henüz okumadığın kitaplardan oluşan sessiz bir kalabalığın içinden geçiyorsun.
Bu noktada duralım.
Çünkü sana baktıkları, seni çağırdıkları ya da seni korkuttukları için suçlu olan kitaplar değil. Bir kitapçıya giren herkesin başına gelen şeydir bu. İnsan, okumadığı kitapların arasında her zaman biraz suçlu hisseder. Hele bir de evinde okunmayı bekleyen kitaplar varsa, bu suçluluk duygusu kısa sürede uluslararası boyuta ulaşabilir.
Belki de şu anda gördüğün kitapçı bile gerçekte yoktur.
Ben onu yalnızca seni Fizan’a götürebilmek için kurmuş olabilirim.
Yine de yürümeye devam et.
Bir masanın üzerinde üst üste dizilmiş yeni baskılar görüyorsun.
Fizan.
Aradığın kitap.
İçlerinden birini alıyorsun.
Bir kitabın satın alınma anı tuhaftır. O dakikaya kadar kitap başkalarının malıdır. Birkaç saniye sonra üzerindeki mülkiyet hakkı sana geçecektir. İçindeki cümleler değişmeyecek olsa da artık onların sahibi sensin.
Kasaya gidiyorsun.
Paranı ödüyorsun.
İşte burada küçük bir anlaşma yapıyoruz. Sen kitabı satın alıyorsun, ben de sana yazdıklarımı teslim ediyorum. Senin paran, benim cümlelerim.
Kitabı alıp dışarı çıkıyorsun.
Henüz basılmış bir kitabın kokusu vardır. Bu, klişe bir gözlemdir ama her klişenin içinde, onu klişe hâline getiren küçük bir doğruluk bulunur. Yeni basılmış bir kitabı eline almanın verdiği haz da biraz buradan gelir. Sayfaları henüz kimsenin katlamadığı, altını kimsenin çizmediği, kenarlarına kimsenin not düşmediği bir kitap… Sanki yazarın aklından çıkmış da dünyaya henüz ulaşmış gibidir.
Oysa yakında sayfalar sararacak, köşeler aşınacak, kapak matlaşacaktır. Kitaplığının hızlı hazanında Fizan da öteki kitapların kaderini paylaşacaktır. Şimdilik bundan haberi yok. Kitapların gelecekleri hakkında ne düşündüklerini bilmiyorum. Belki de iyi ki bilmiyorum; yoksa yazarlığı bırakıp kitaplara psikolojik danışmanlık yapmak zorunda kalabilirdim.
Fakat bunlar şu an önemli değil.
Asıl soru başka:
Kitabı nerede açacaksın?
Belki kitapçıdan çıkar çıkmaz merakına yenildin ve daha kapıdan uzaklaşmadan sayfalarını karıştırmaya başladın. Belki de kitabı çantana koydun ve eve gidene kadar sabrettin.
Şimdi metrodasın. Bir elin tutamakta, diğer elin poşette. İnsanların arasında ayakta duruyorsun. Kitabı çıkarıp ilk sayfayı açıyorsun. Yolculuk boyunca kaç durak geçtiğini fark etmeyebilirsin. Tabii kitabın seni içine çekmesi şartıyla. Henüz ilk sayfada uyuyakalırsan sorumluluğu bana yükleme.
Belki de çalışma masasının başındasın. Sabah, kaldığın yerden devam etmek için kitabı yanına aldın ama iş yoğunluğundan ona bakamadın. Hatta kitap evrakların arasında kayboldu. Öğle tatilinde bir evrağı kaldırınca yeniden ortaya çıktı. Koltuğuna yaslandın, kitabı eline aldın ve kaldığın yeri aramaya başladın.
Ya da ikisi de yanlış.
Belki kitabı evde, sessiz bir köşede açtın. Belki yıllar sonra bir sahaftan aldın. Belki de bu satırları okuduğunda Fizan çoktan baskısı tükenmiş bir kitaba dönüşmüş olacak.
Ben bilmiyorum.
Bir yazarın okuru hakkında bildiği şeyler sanıldığından çok daha azdır. Buna rağmen okurunun ne düşüneceğini, nerede güleceğini, hangi cümlede duracağını bildiğini iddia eden yazarların sayısı az değildir. Ben de bu meslek grubunun dışında kalmak istemem.
O nedenle bütün olasılıkları bir kenara bırakıyorum.
Metro yok.
Ofis yok.
Ev yok.
Yalnızca sen varsın.
Ve elindeki kitap.
Şimdi onu açıyorsun.
İlk sayfaya geliyorsun.
Okumaya başlıyorsun.
Keyifli okumalar!

Kitabı elime aldım.
Önce kapağına baktım. Sonra çevirdim. Arka kapaktaki yazıyı okumaya başladım.
İlk cümleye takıldım:
Çöl, insanın hem en eski hem de en son sığınağıdır.
Güzel bir cümleydi.
Devamını okudum. Osmanlı’nın sürgün yolları, modern Afrika, Tuaregler, Libya çölleri… Kitabın nasıl bir dünyaya açılacağını merak etmeye başlamıştım.
Arka kapağı bir kez daha gözden geçirdim. Sonra kitabı ön yüzüne çevirdim, kapağını açtım ve ilk sayfaya geçtim.
Ümmühan
Okumaya başladım.
İlk paragrafı bitirdiğimde duraksadım. Bir kez daha okudum. Sonra sayfayı çevirdim.

Bir dakika!
Kitabı eline aldın, kapağını inceledin, çevirdin ve arka kapaktaki yazıyı okumaya başladın. Bütün bunları gayet doğal bir biçimde yaptın. Kitap satın alan bir insanın davranışları konusunda henüz bir şikâyetim yok. Zaten şikâyet etsem ne olacak? Kitabı satın alan sensin, yazan benim.
Senin paran, benim cümlelerim.
Fakat anlaşmamızın küçük bir ayrıntısı var: Kitabı satın aldığında içindeki cümlelerin de senin olacağını düşünmüş olabilirsin. Ne yazık ki bu konuda sana güvence veremiyorum. Cümleleri satın alabilirsin ama onların ne anlama geleceğini belirleme hakkını henüz kimseye devretmedim.
Şimdi arka kapaktaki ilk cümleye dönelim.
Çöl, insanın hem en eski hem de en son sığınağıdır.
Kumun sessizliğinde, yıldızların altında yürüyen insan, içindeki boşlukla dışındaki sonsuzluğun sandığından çok daha fazla birbirine benzediğini fark edebilir.
Hiç düşündün mü? İkisi de sınırsız görünür. Birinden kaçmak için kalabalıklara karışabilir, ötekinden kaçmak için başını eğip önüne bakabilirsin. İnsan, işe yarıyor gibi görünen şeylere inanmakta pek mahirdir.
Oysa bir gece çölde gökyüzüne bakarsan kendini küçücük hissedersin. Sonra o küçücük insanın içinde de ne olduğunu tam olarak bilmediği kocaman bir yer olduğunu hatırlarsın. Doldurmaya çalıştığın, dolduğunu sandığın, sonra yeniden boş bulduğun bir yer…
Dışarıdaki sonsuzluğa yıldız eklemeyi düşünmezsin. Ama kendi içindeki boşluğu doldurmak için elinden geleni yaparsın: Biraz sevgi, biraz başarı, biraz para, belki yeni bir ev, belki başka bir hayat… İnsan, ne aradığını bilmeden alışverişe çıkmış birine benzer.
Belki de mesele boşluğu doldurmak değil, onunla yaşamayı öğrenmektir.
Çöl sana bunları söylemez. Kum, rüzgâr ve gökyüzü susar. Gerisini insan kendisi düşünür.
Şimdi söyle bakalım: İnsan, içindeki boşluktan mı kaçar, yoksa orada ne bulacağından mı korkar?
Cevabını kendine saklayabilirsin. Daha yolun başındayız. Hem bütün soruların cevabını şimdi verirsem, kitabın geri kalanını sana neden okutayım?
Kitabı okumaya devam etti.
Birkaç sayfa ilerledikten sonra başını kaldırdı. Okuduklarını düşündü. Bazı cümleler zihninde kalmış, bazılarıysa daha şimdiden silinmeye başlamıştı. Ama aklı bir türlü sayfalardan uzaklaşmıyordu. Merak ettiği şey, biraz sonra ne okuyacağıydı.
Sayfayı çevirdi.
Bir kitabın içinde kaybolmayı severdi. Ama her kitap aynı labirenti sunmazdı. Bazıları okura yolunu hemen gösterir, bazılarıysa her sayfada yeni bir kapı açardı. Fizan şimdilik ikinci gruptaydı.
Bir sonraki sayfada neyle karşılaşacağını merak ediyordu. Kitabı kapatıp günlük işlerine dönmek aklından geçti; sonra bu düşünceden vazgeçti. Daha okuyacak çok şey vardı.
Biraz daha okudu.
Sayfalar ilerledikçe merakı da büyüyordu. Kitabı bitirdiğinde nasıl bir dünyadan çıkacağını henüz bilmiyordu, ama bunu öğrenmek için sabırsızlanıyordu.
Kitabın önünde hâlâ okunacak çok sayfa vardı. Keşke ona ayırabileceği zaman da bu kadar çok olsaydı.
Sonra yeniden okumaya başladı.
Şimdi sevgili okur, bir dakika duralım.
Az önce sana seslendim. Sonra senin ağzından konuştum. Ardından seni uzaktan izledim. Biraz kafan karışmış olabilir. Merak etme, benim de karıştı. Fakat sen kitabı satın alan kişisin; benimse bütün bunları açıklamak gibi bir sorumluluğum var. En azından kitabın parasını ödedikten sonra böyle bir beklentiye girmen son derece doğal.
İşin içinden çıkamadığını düşünüyorsan biraz sabırlı ol. Yazarların her şeyi açıklamak gibi bir yükümlülüğü yoktur. Bazıları buna hayal gücü der, bazıları da işin içinden çıkamamak. Aradaki farkı belirlemek için henüz yeterli araştırma yapılmamıştır.
Şimdi kitabını okumaya devam edebilirsin.
Ama dikkat et! Bir sonraki sayfada kimin konuşacağını sana söylemeyeceğim. Çünkü senin de artık bu oyunun kurallarını öğrenmiş olman gerekiyor.
İyi okumalar!
17.10.2026
Şevket M. Oğuz
Fizan’ı edinmek için:
https://www.shopier.com/sevketoguz/47878757

Share this content:

Yorum gönder