Cumartesi Sohbetleri – Haftalık gözlemler

Cumartesi Sohbetleri – Haftalık gözlemler

2025’e veda, 2026’yı karşılarken

Yazıyla barışmak için, hedefsiz, amaçsız, konusuz yola çıkıyorum. Yazı tetiğini tüm bunlara dönüştürmeden, sadece bir zıplama tahtası olarak ele alıyor, atlıyorum. Yazı nereye götürmek isterse, akıntısına kendimi bırakıyorum gidiyor.

.

Öykülerimi yazarken yeni dünyalar inşa ediyorum, kendimi dinliyorum bu bana iyi geliyor. Ruhum iyileşiyor. Kendimi yaratmış olduğum bu alemlerde bambaşka bir yolla ifade ediyorum. Radyo voyage dinleyerek öykü yazmak bazen orada çalan bir şarkının peşinden başka alemlere giderek yazarken öykünün kaynağını değiştirmek çok hoş. Öykünün ilhamını hangi kaynaklarda bulmayı araştırırken bu bazen mitoloji bazen yeni başlangıçlar bazen çatışmalar olabiliyor gezinmek harika bir duygu. Sizlere haftalık gözlemlerimi yazarken edebiyat, sinema, tiyatro ya da küçük bir instagram paylaşımını yakalayıp onu genişleterek aktarıyorum. Bu bana büyük bir keyif veriyor. Evet hep birlikte koca bir yılı daha geride bıraktık. Benim için yılbaşı yeni bir yaş almak anlamına geliyor. Çünkü ben yeni yıl bebeğiyim. Yılbaşından on dört gün sonra doğmuşum. Bu sene 65’ i bitirip 66’dan günler yaşayacağım. Bu bir senedir toplu taşımadan bedava yararlanıyorum anlamına da geliyor. Hareket etmek, hep hareket etmek, ardında bırakmak, hep bir şeyleri ardında bırakarak yaşamak, bir şeyleri birilerini, bir zamanlar kim olduğumdan kırıntıları ve en sonunda kendimi bırakmak. Gitmek ve bırakmak, Fink’ i neden geride bırakmak zorunda olduğumu, neden onu sürekli yanıma alamadığımı merak etmek. Fink zihnimde hala bıraktığı yerde yaşıyor. Sadece Fink mi? Kazım, Can Akdoğan, biraz eskilere gidersek annem babam diğer büyükler doğduğum gün yanımda olanlarla imkân olsaydı da birlikte yeni yıllara girebilseydim. Yine yazının akıntısına kapılarak bir yerlere gittim. Yeni yılı kutlayayım derken…Şimdi bunları bırakalım hadi yeni yıla girmeye hazırlanalım. Eşimizin hazırladığı yılbaşı sofrasına evlatlarımızla birlikte eğer yaşıyorlarsa anne babamızla oturalım. Rakı ve şaraplarımızı açalım. Hadi bu yılbaşı paraya kıyıp bir de şampanya patlatalım. Yemek sırasında dual pikabımıza veya Pioneer müzik setine bir 33’lük 70’ler 80’ler pikabı koyalım. Sofradaki sohbet sırasında o bir taraftan çalsın. Saat 12 olduğunda pencereden bakıp gökyüzünde patlayan havai fişekler eşliğinde sevdiklerimiz ile kucaklaşalım. Sonra renkli TV’ mizi açıp Zeki Müren’in yılbaşı tebriğini dinleyelim ve gecenin sürprizi RTÜK izin vermiş dansöz Nesrin Topkapı’ nın o muhteşem dansını seyredelim. Daha gece bitmedi. Saat 02’ den sonra Avrupa kanallarına bağlanıp Raffaella Carra’ nın yılbaşı şovunu izleyelim.

.

Tabii bunlar geçmişte kaldı derseniz siz akıllı telefonlarınızı açın ve yine kedi köpek videolarını izlemeye devam edin. Ama biliyorum, her yılbaşı sofrasında, her kadeh tokuşmasında, her şarkı arasında görünmez misafirlerim olur. Fink neşeyle havlar, Kazım kapının yanında sessizce gülümser, Can Akdoğan bir yerlerden bir espri fısıldar. Anneler, babalar, büyükler… Hepsi bir anlığına geri gelir. Yılbaşı gecesi, yoklukla varlığın birbirine karıştığı o tuhaf eşiktir zaten. Bir an için herkes hayattadır.Yeni yılın ilk dakikalarında, dışarıdaki havai fişeklerin sesi azalırken, içimizde başka bir şey patlar: “Bu sene kim olacağım?” sorusu. Belki de bu yüzden yazıya dönüyorum. Çünkü yazı, kim olduğumu hatırladığım, kim olmak istediğimi yokladığım tek yer.Benim için yılbaşı, sadece takvim yaprağının değişmesi değil; içimdeki eski benin kabuğunu sessizce bırakması. Bir yıl boyunca taşıdığım ağırlıkları, kırgınlıkları, küçük sevinçleri, büyük kayıpları bir kenara koyup, hafiflemeye çalıştığım bir eşik. Belki de yaş almak dediğimiz şey, yılların birikmesi değil; yılların içimizden eksilttiği fazlalıklar.Yeni yılın ilk sabahı, sokaklar sessizken, herkes uyurken, ben her zamanki gibi erken kalkıp, kısa bir yürüyüşe çıkarım. Adımlarımın sesi bile yeni gelir kulağıma. Sanki dünya bir gece önce sıfırlanmış gibi. O yürüyüşte, kimseyi düşünmemeye çalışırım. Ne geçmişi ne geleceği. Sadece nefesimi. Çünkü nefes, insanın kendine attığı en dürüst imzadır.Bu yıl da öyle olacak. Belki Radyo Voyage’ın sabah programında çalan bir şarkı beni yine başka bir aleme götürür. Belki yeni bir öykünün ilk cümlesi o yürüyüşte gelir. Belki de hiçbir şey gelmez; o da olur. Belki sizler de kendi yürüyüşünüzü yaparsınız.Yeni yılın ilk haftasında, 38. gözlemde, belki de şöyle diyeceğim:“Bu yıl, ardımda bırakmayı değil, yargılamadan yaşamayı öğrendim.”Ama daha oraya varmadık. Şimdilik 37. haftanın sonunda, kadehlerimizi kaldırıp şöyle diyelim:“Gidenlere, kalanlara, yazıya ve akıntının bizi götürdüğü her yere…”İyi seneler

31.12.2025

Şevket M. OĞUZ

Share this content:

Yorum gönder