Cumartesi Sohbetleri
Bu sizlere yazdığım 52. Cumartesi sohbeti yani bir sene sona erdi. Geçen sene 1 Haziran’da başladığım cumartesi sohbetlerime hiç ara vermeden devam ettim. Sizlerde büyük bir sabırla benim yazdıklarımı okumayı sürdürdünüz. Tüm dost okurlarıma buradan çok teşekkür ederken ikinci yılın ilk sohbetini sizlerin beğeninize sunuyorum.
Mavi sokağın dansıChefchaouen’in (Şefşaven) mavi sokaklarında, güneşin alçalmaya başladığı bir akşamüstü, turuncu kıyafetiyle bir genç kız sokağın ortasında durdu. Adı Zafira’ydı. İçinden dans etmek geldi. Çingene ruhu, müziğin olmadığı anlarda bile ritmi bulur ve o da içindeki melodiyi dinlerdi. Bir yere yetişmesi gerekmiyordu. Hayatın akışına kendini bırakarak dans etmeye başladı.
Zafira’nın dansının bir dili var; duygularının yankısı, sezgilerinin tercümesi. Onu izleyen biri, sadece bedensel hareketleri değil, ruhunun anlatısını görür. Her dönüşü, içindeki müziğin bir ritim değişimi; her adımı, hissettiği duyguların vücut bulmuş hali.
Zafira ölümlülerden daha farklı değildi. Farklı olan onun kendi ritminin olmasıydı. Yüce ana belki de bu gece ona görünmek istemiş ve kulağına şöyle fısıldamıştı: “Bu güne kadar öğrendiğin her şeye karşı gel. Sen ki ritmin aşığısın, ritminin bedeninden geçmesine izin ver, ama ona boyun eğme” Bilinçaltı yüce Ana’yı benimsemeye çoktan hazırdı ama Zafira hala dışsal müziğe uyarak dans ediyordu o yüzden hiçbir içsel öğe kendini ortaya koyamıyordu.
Ve birden bir şey oldu. Dışsal müziğin etkisinden kurtuldu. İçinde büyük bir boşluk hissetti. Çok geçmeden o boşluğun sıcak, sevgi dolu, dostça bir varlıkla dolduğunu fark etti. Artık çevresindeki her şey farklıydı normalde yapmaya asla cesaret edemeyeceği şeyleri yapabileceğini hissetti. Bilincini yitirmiş değildi hâlâ kendi olduğunun farkındaydı ama alışkın olduğu kişi de değildi.
Zafira ‘nın ruhu müziğe uyarken bedeninin tümüyle ters yöne gittiğini fark etti. Bir süre sonra ruhu bedeninden kopmuş, bir boşluk açılmış ve Ana sonunda içeri girebilmişti. Zafira ‘nın algıları değişmiş ve çocukken görmüş olduğu şeyleri görmeye başlamıştı. Böyle anlarda insan sadece fiziksel bedeninin değil duygularının etkisiyle hareket etmeye başlar. Zafira ‘da aynısı olmuştu.
Fiziksel dünya ile ruhsal dünya arasında bir tür örtü vardır rengi yoğunluğu ve ışığı değişen bir örtü. Bu örtü açıldığında her şey kolaylaşır. Zafira için artık her şey çok kolaydı. Algı kapısı açılmıştı. Yapmış olduğu bu tuhaf dansa da alıştı. Engelleri yıktıktan algı kapıları açıldıktan sonra çok daha ruhunu vererek çok daha uyumlu dans etmeye başladı.
Bu dans, mükemmel bir uyumsuzluk içinde ahenkli—çünkü onun ruhu, bedeninden bağımsız bir ritimle hareket ediyordu. Zafira, alışılmış kalıpları kırarak kendi ritmini yaratıyor, tıpkı şamanların evrenle iletişime geçtiği anlarda olduğu gibi. Bedeninin ve ruhunun ters yönlerde hareket etmesi, aslında ona iç dünyasına dair derin bir kapı açıyordu. Ve bu kapı aralandığında, artık sadece dans etmiyor, kendi varoluşunu kutluyordu.
İnce, zarif parmaklarını havada süzülen bir kuşun kanatları gibi hareket ettirdi. Ayaklarını yere sağlam basıp bir dönüş yaptı. Sonra bir diğerine. Kollarını yukarı kaldırırken turuncu kıyafetinin etekleri rüzgârla birlikte açıldı. Ayakları yerden kesildi. Zafira, Fas’ın sokaklarında öğrendiği tüm dansları biliyordu. Ama bugün farklıydı. Bugün, kendini kuş gibi özgür hissediyordu. Bir flamingo gibi tek ayağını kaldırıp kollarını zarifçe açtı. Ellerini, gökyüzüne yükselen uzun boyunlu bir kuş gibi hareket ettirdi. Adımları, suyun içinde süzülen bir flamingonun zarafetiyle akıyordu.
Flamingolar gibi zarifçe süzülen adımları, suyun üzerindeki yansımalar gibi sonsuz bir akış içinde kayboldu. Kollarını açtığında rüzgâr, onun hareketlerine eşlik eden bir melodi gibi eteklerini savurdu. Şimdi o, maviliklerde kaybolmaya hazırdı.
Ve mavilikler ona kucak açtı. Zafira’nın varoluşu, flamingoların suda süzüldüğü gibi akmaya başladı. Bedeni, ruhunun melodisine kulak verdi, artık hiçbir şey ona ağır gelmiyordu. O, bir kuş gibi özgür; bir nehir gibi akışkan. Rüzgâr ona eşlik ederken, o dansın içinde maviliklerde kayboldu.
Sonunda dansı tamamladı. Hareketleri durduğunda bile içinde çalan melodi devam ediyordu. Gözlerini kapattı ve içinden geçen ritmi duydu. Belki de artık dans etmesine gerek yoktu, çünkü dans zaten onun içinde sonsuza dek sürecekti. Mavi sokaklar onu serbest bıraktı, ama o asla gerçekten ayrılmadı. Çünkü ritmi her yere taşınıyordu, hafif, özgür ve de sonsuz.
Ve böylece Zafira, hiç bitmeyen müziğin bir parçası oldu.
07.06.2025
Şevket M. Oğuz
Share this content:






Yorum gönder