Fotoğraflarda Kalan Bayramlar
Fotoğraflarda Kalan Bayramlar
Bayram, takvimde yazan bir gün değildi bizim için.
Bayram, bir evin içindeki seslerin çoğalmasıydı.
Kapıların daha sık çalması, sofraların daha kalabalık kurulması,
insanların birbirine daha içten, daha güzel bakmasıydı.
Çocukken bayram, bir gece önceden başlardı.
Akşamdan hazırlanırdı sevinç.
Yeni alınmış kıyafetler yatağın kenarına konur,
ayakkabılar baş ucuna bırakılırdı.
Uyumak gerekirdi ama uyunmazdı.
İnsan, mutlu olacağı günü beklerken uyuyamazmış,
bunu ilk bayramlarda öğrendim.
Sabah erkenden kalkılırdı.
Ev henüz tam uyanmamışken, sokaklarda bayram namazına gidenlerin ayak sesleri olurdu.
Dönüşte alınan sıcak ekmek kokusu girerdi eve.
Mutfakta anneler çoktan kahvaltıyı hazırlamaya başlamış olurdu.
Evde bir telaş ama garip bir huzur olurdu.
Kimse acele etmezdi, ama her şey zamanında olurdu.
Bayramlaşma kapının eşiğinde başlardı.
Önce babanın eli öpülürdü, sonra annenin.
Sonra herkes birbirine sarılırdı.
O sarılmaların içinde hesap yoktu, kırgınlık yoktu, gösteriş yoktu.
Sadece alışılmış bir sevgi vardı.
Masalar kalabalık olurdu.
Ama o kalabalık gürültü değil, huzur dolardı, güven kokardı.
Aynı anda konuşan insanlar,
aynı anda gülen çocuklar,
bir köşede sessizce oturan büyükler…
Hepsi bayramın parçasıydı.
Bizim ev daha da kalabalık olurdu.
Babam ailenin en büyüğü olduğu için, bayram demek kapının hiç kapanmaması demekti.
Gelen gider, giden gelir, ev sürekli dolar, sürekli taşardı.
Ama kimse yorulmazdı.
Çünkü gelen herkes evden biriydi zaten. Herkes aynı evde doğmuş, birlikte büyümüş gibiydi.
Çocuklar için bayram biraz da harçlıktı.
Ama aslında paradan çok, cebimize konan sevgi ağır gelirdi.
Başımız okşanırdı, “Büyümüş bu” denirdi,
ve insan gerçekten büyüdüğünü o gün anlardı.
O zamanlar bayramın neden güzel olduğunu düşünmezdik.
Çünkü güzeldi zaten.
İnsan sahip olduğu şeyin değerini, onu kaybettikten sonra anlıyor genelde.
Şimdi bazen eski fotoğraflara bakarken geliyor bayram aklıma.
Sararmış bir kare…
Yan yana durmuş insanlar…
Gülümseyen yüzler…
Sanki hiçbir şey değişmeyecekmiş gibi bakıyor herkes.
O fotoğraflardaki ev hâlâ aynı ev,
masa hâlâ aynı masa,
bayram hâlâ aynı bayram gibi duruyor.
Ama içindeki insanlar aynı yerde değil.
Bazıları başka şehirlerde,
bazıları başka hayatlarda,
bazıları ise artık sadece hatıralarda.
İnsanın içini en çok acıtan şey,
sadece kaybettikleri olmuyor.
O günlerin ne kadar kıymetli olduğunu
o gün fark etmemiş olmak dokunuyor.
O zamanlar bayram sıradandı.
Olması gerektiği gibiydi.
Hiç bitmeyecek sanıyorduk.
Meğer en güzel günler,
yaşanırken sıradan gelirmiş.
Şimdi o eski fotoğrafa biraz daha uzun bakıyorum.
Oradaki çocuk hâlâ gülüyor.
Büyükler hâlâ hayatta.
Ev hâlâ kalabalık.
Ama sadece fotoğrafın içinde.
İnsan hem özlüyor,
hem üzülüyor,
hem de şükrediyor.
Onlarla aynı sofrada oturmuş olduğuna,
aynı bayram sabahına uyanmış olduğuna,
aynı evde gülmüş olduğuna…
Ve şimdi anlıyorum ki,
Bir gün son kez böyle mutlu bayram yaşadık ama kimse fark etmedi…
Share this content:






Yorum gönder