Bir Delinin 5 Ortalı Kareli Harita Metod Defteri – Bölüm II
Bir Delinin 5 Ortalı Kareli Harita Metod Defteri – Bölüm II
Tımarhane uzaktan bakınca yine eski devlet dairesi.
Yaklaşınca kültür merkezi.
İçeri girince kişisel gelişim semineri.
Ama bu kez dikkatli baktım.
Kapı tokmağı soğuk değil; isteksiz.
Sanki her çalınışta “emin misin?” diye soruyor.
Duvarların sarısı dün hasta gibiydi.
Bugün daha dürüst.
Boya dökülmüyor; vazgeçiyor.
Belki de ben iyileşiyorumdur.
Bahçedeki kurumuş havuzun dibinde çatlaklar var.
Çatlaklar bir harita gibi.
Kıtalar birbirinden kopmuş.
Bir tanesi bana benziyor.
Ortası boş.
Havuzda su yok ama merdiven var.
İniyoruz.
Yüzemiyoruz.
Bankın altını ilk defa fark ettim.
Altında sakızlar, kırık bir düğme, iki tane isimsiz düşünce vardı.
İsimsiz düşünceler daha tehlikelidir.
Sahipleri inkâr eder.
Koridorların köşelerinde küçük aynalar var.
Yangın için değil.
Kaçan yüzleri yakalamak için.
Geçen gün aynaya baktım.
Ayna göz devirdi.
Tavan yüksek demiştim.
Yanılmışım.
Tavan aslında alçak; düşüncelerimiz eğilerek yürüyor.
Bu yüzden çoğu kambur.
Duşlar hakkında hiç konuşmamıştım.
Sular ya çok sıcak ya çok soğuk.
Ortası yok.
Burada “orta” sadece defterde var.
Çamaşır odası sabun kokuyor.
Sabun masum bir kokudur.
Ama en çok kirle temas eden odur.
Masumiyetin mesaisi ağır.
O kareli defteri bankta bulduğumu söylemiştim.
Bugün tekrar düşündüm.
Defter gerçekten bankta mıydı?
Yoksa cebimde miydi?
Yoksa ben mi banktım?
Defterin ilk sayfasını açtığımda boştu.
Ama boşluk bazen yazıdır.
Sanırım defteri ben yazıp o banka bıraktım.
Bilemiyorum.
Belki başhekim yazdı ve benim yazdığıma inanmamı istedi.
Belki defter bizi yazıyor.
Belki de siz yazıyorsunuz ben okuyorum.
Arkadaşlarım
Burada nüfus artıyor.
Akıl azalıyor.
Marilyn
Marilyn Monroe her sabah görünmez ruj sürüyor.
Ruj yok. Ama sürüyor.
Aynaya bakıp gülümsüyor.
Ayna utanıyor.
Michael
Michael Jackson ay ışığını talep ediyor.
Koridorda geri geri yürüyor.
Zemin de alıştı artık. O’na selam duruyor.
Geçen gün yer çekimiyle tartıştı.
Yer çekimi kazandı.
Şimdilik.
Bob
Bob Marley bahçedeki kuru havuzun kenarına oturup barış ilan etti.
Kime ettiği belli değil.
“Her şey yoluna girer,” diyor.
Yol yok.
Bir çiçeğe uzun süre baktı.
Çiçek plastikti.
Ama o yine de gülümsedi.
Gülümsemek burada en radikal eylem.
Elvis
Elvis Presley mutfakta nöbet tutuyor.
“Krallar aç kalmaz,” diyor.
Kral olduğuna inanıyor.
Taht olarak plastik sandalyeyi seçti.
Sandalyenin fikri sorulmadı.
Geçen gün sandviçi mikrofon sandı.
Şarkı söyledi.
Ekmek etkilendi.
Şarlo
Charlie Chaplin bastonsuz yürüyor ama baston varmış gibi yapıyor.
Düştü.
Güldük.
O da güldü.
Sonra hepimiz aynı anda ciddileştik.
Ciddiyet bize yakışmadı.
Olay: Kimlik Dağıtımı
Öğle yemeğinde hemşire bir liste getirdi.
“Bugün isimler değişecek,” dedi.
Kimse kendi adını almak istemedi.
“Bugün herkes yer değiştirecek,” dedi.
Ciddiydi.
Bu genelde tehlikelidir.
Marilyn, Elvis oldu.
Elvis kral olmaktan vazgeçmedi ama topuklu ayakkabı istedi.
Ayakkabı küçük geldi.
Michael, Chaplin oldu.
Ay yürüyüşünü bastonla denedi.
Bu kez yer çekimi kaybetti.
Bob, Dostoyevski’ye dönüştü.
Suçla barış yaptı.
Suç kabul etmedi.
Ben…
Beni kimse almadı.
Listede ismim yoktu.
“Ben kimim?” dedim.
Hemşire not aldı.
“4 yumurta,” yazdı sanırım.
Tartışma büyüdü.
“Gerçek kimde?” diye sordum.
Sartre, yine anahtarın onda olduğunu iddia etti.
Cebine baktık.
Bu kez delik yoktu. Ama cep de yoktu.
Poe beş karga saydı.
Altı tane olduğunu biliyordum ama söylemedim.
Tartışma uzamasın.
Sonra Marilyn ayağa kalktı ve dedi ki:
“Kim olduğumuz değil, kimin bizi izlediği önemli.”
Herkes sustu.
Çünkü izleyen yoktu.
Burada herkes bir şey kaybetmiş.
Kimisi ününü.
Kimisi aklını.
Kimisi sorumluluğunu.
O an şunu fark ettim:
Burada herkes birine dönüşmek istiyor.
Kimse kendine tahammül edemiyor.
Belki delilik, kendine bir isim seçmektir.
Belki akıllılık, verilenle yetinmektir.
Belki ikisi de rol.
…
Yazıma burada son verirken;
(Bir saniye… (yine çağırıyorlar.)
“Hiçbir şeyin sana ait olmadığı dünyada kaybetmekten korktuğun şey nedir?“
Share this content:






Yorum gönder