Yok yere yazdım, okumasan da olur.

Khaled Hosseini şöyle diyor;

“Belki de tükenmişimdir. Bir şeyler için uğraşacak çabayı kendimde bulamıyorumdur. Benim de emek vermeden güzel giden şeylere ihtiyacım vardır. Hep ben yorulmak istemiyorumdur. Yeniden inanmaya ihtiyacım vardır. Beni bana geri vermek istiyorumdur.”

Bu cümlenin ardına sosyal medyada yaygınca kullanılan; “Benim de emek vermeden güzel giden şeylere ihtiyacım vardır.” geliyor. Armudun pestislisi, ateşin dolara endekslisi, insanın cahili ve arsızının makbul olduğu bir devrin uzak gelecek zamanlarda nasıl anılacağını çok merak ediyorum.

Psikolojiye göre, ihtiyaçları karşılanmayan çocuklar, başkalarını aşırı şekilde önemseyen yetişkinler haline gelirler. Bu sırada gizlice birilerinin de kendilerini önemseyip değerli hissettirmesini beklerlerken; Dünya, hassas kalpler için bir cehennemdir demişse de;  Goethe. Sanırım daha az düşünüp, daha çok boş vermek lazım hayatta.

Ekonominin ruhsal dengemizdeki esaslı sarsıntısının etkileri ortalığa saçılırken; sürekli bir heves peşinde koşan bizler, insanı her şeyi ertelerken, ruhumuzu ve geleceğimizi ne uğruna satıyoruz.

Son olarak Pessoa’nın dizelerini bugünün ortamına uyarlarsak:

İnsan artık duygularını bile “sahnelemek” zorunda hissediyor. Gerçek acısını bile, sanki biri izliyormuş gibi gösterişli yaşamak zorunda. Çünkü çağ, hissetmeyi değil, hissetmiş görünmeyi ödüllendiriyor. Buradan nasıl çıkacağız?

Çünkü gerçeğin değersizleştirildiği yavan bir çağda yaşıyoruz.

Ve buradan çıkamayacağız….

Kahvaltı Hikayeleri

Share this content:

Yorum gönder