Sen İstanbul, İstanbul Sen…
Bir vapur düdüğü ile bölünür aklını kaçırmış hayallerim…
Bir yanda yol bakım çalışmaları bir yanda kentin yükselen inşaat sesleri,
Ayaklarımızın altında inorganik çimler arasına serpiştirilmiş beton taşlar.
Başımızın üzerinde ise kirasını bile ödeyemediğimiz gökdelenlerin camları.
İnsanı geçtim, kuşlar bile maviye muhtaç.
Ne bir mandalina ağacı ne de elma ağacı.
Her şey Pazar da iki on kuruşa içindeki genetiği ile oynanmış tohumu ile birlikte.
Elbiseler tamam da tüm fikirlerin, şarkıların şiirlerin
Ve hatta hayallerin bile aynı olması ile griye boyanan dünyanın bir ilgisi var mıydı?
Şimdi bunlar bir kabus desek ve bir el uzansa çekse beni bu cehennemden ,
O elin gözleri senin kadar güzel gülse ve ben
Kucağın da vermesem ciğerimde son nefesim yani ciğerim de senle öyle kalsam…
Kahvaltı Hikayeleri ®©
Share this content:






Yorum gönder