Son Yazılar

Taş Takılan Dostlarım

Taş Takılan Dostlarım

.

Bir ağacın kökleri yeraltına iner, gövdesi yeryüzünde yükselir, dalları göğe uzanır, çiçekleri güneşe uzanır. Evrenin, görünmeyen bir dengesi ve ruhu vardır. İnsan ise var oluşun ruhunu inkar ederek sürekli her şeyi en çok ve en iyi bilen olmanın peşinde mantıksız bir koşu içerisindedir. Var oluşun; sorgulanamayan yegane bir yaratıcısı olduğu iddiası ile nutuk atarken yaratıcının, yarattığını sürekli sorgulamaktan da geri duramaz. İnsanın aidiyetsizlik, çaresizlik ve en iyi olma derdi içerisinde; sığınacak bir yeri, gayesi olmadan, başarısızlığını, hiçbir şey yapmadan; acımasızca yargılamalarından nasiplenmemek ne mümkün. Karanlıkta mutlu olan, birinin ışığını gördükleri an onu yıkıcı eleştirisiyle saygısızca söndürmenin başarı olduğunu sanır.

Bu kötülük inanın içinde kök salıp filizlendiğinde, hayatının normali ve tek başarısı olur. Çünkü onun tek amacı maddiyat ve kendi dışında ki insanların kendince başarısızlığında oluşan kaos ortamından beslenmektir. işte burada şunu anlıyoruz ki kimse kimsenin sınırlarına ve çabasına saygı duymuyor. Wittgenstein, “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır” der.

Hayat, çeyrek altından, dövizden veya bir mülkten daha değerlidir. Bunu idrak etmek, paylaşabilmek, empati kurabilmek bazı ayrıcalıklar tanır insana ve insan olduğunu hissettirir.

Alışkanlıkların yıkılışı zordur ve acıtır. Yine de zaman, sabreden kalplere yeniden güç verir. Çünkü her zorluk gibi, en derin alışkanlıklar bile zamanla yerini kabullenişe bırakır.

Göremediğiniz, göremediğiniz her şeyi yada herhangi bir şeyi yargılamadan önce empati yapmaya çalışın veya kulu sorgulamanın inandığınız yaratıcıya ait olduğunu kabullenin.

Siz benim ruhumun yolculuğunu bilemezsiniz. Empati kurmayı ve anlamadan yargılamamayı öğütleyen Kuzey Amerika Yerlileri (Kızılderili)”nin çok bilinen atasözü, “Biri hakkında karar vermeden önce onun makosenlerini giy ve ay üç defa görünüp kayboluncaya kadar bekle” der.

Örnekler çoğaltılabilir ancak İbn Sînâ’nın da dediği gibi “Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör; duymak istemeyen kadar sağır olamaz.”

ve son olarak Virginia Woolf, romanı Flush’tan sonra gelen yorumlardan bunaldığında onu kurtaranın kendi eylemlerine odaklanmak olduğunu yazarı “Ünlü, büyük olmayacağım Serüvenlere atılmayı, değişmeyi, hem aklımı, gözlerimi açmayı sürdüreceğim, damgalanmaya, basmakalıplaşmaya karşı duracağım hep.”

İnsan sarf ettiği çabadan sorumludur sonuçtan değil…

Taşıdığım dağı görmeyen attığım taşa takılmış…

Taşa takılmayın diye taş gediğine oturdu.

Kahvaltı Hikayeleri

Share this content:

Yorum gönder