Rakıyla su kavuşunca beyaz, denizle yağmur kavuşunca yeşil oluyor.
Sahildeyim.
Rüzgâr tam kararında değil, biraz fazla.
Saçları dağıtacak kadar değil ama düşünceleri yerinden oynatacak kadar.
Deniz o gün acele etmiyor. Dalgalar kıyıya ulaşmak için bir sebep arıyormuş gibi.
Masada iki bardak var.
Biri boş, biri dolu.
Sonra su geliyor. Yavaş. Bilerek. Rakıya değdiği an, her şey beyazlıyor.
Bir anlık bir körlük gibi.
Sanki dünya kısa süreliğine kendini siliyor.
O beyazlıkta eski bir akşam hatırlıyorum.
Kimsenin büyük cümleler kurmadığı, kimsenin bir şey olma derdinde olmadığı bir akşam.
Sadece oturulan.
Sadece bakılan.
Yağmur başlıyor sonra.
Denize düşüyor.
Deniz aldırmıyor.
Ama kıyı değişiyor.
Renk koyulaşıyor, yeşile çalıyor.
Sanki su, suya değince başka bir şeyi hatırlıyor.
İnsan bazen tam da böyle değişiyor diye düşünüyorum.
Büyük kırılmalarla değil.
Kavuşmalarla.
Yan yana gelmelerle.
Kimsenin fark etmediği temaslarla.
Rakı sarhoş etmiyor o an.
Yağmur ıslatmıyor.
İkisi de bir şey yapmaya çalışmıyor aslında.
Sadece oluyorlar.
Ve bazı şeylerin ancak karışınca kendisi olduğunu fark ediyorsun.
“Rakıyla su kavuşunca beyaz,
Denizle yağmur kavuşunca yeşil oluyor”
Share this content:






Yorum gönder