Hesap Ertelenir, İptal Edilmez
Hesap Ertelenir, İptal Edilmez
İnsan tuhaf bir varlık. En çok da kendi yaptığını hafife alma konusunda ustalaşıyor.
Kırıyor, “o kadar da büyütülecek bir şey değil” diyor.
Eziyor, “herkes böyle yapıyor” diye kendini rahatlatıyor.
Hakkını yiyor, sonra bir gün iki güzel sözle denge kurduğunu sanıyor.
Ama içten içe herkes bir şeyi biliyor:
Hiçbir şey gerçekten kaybolmuyor.
Birine söylediğin o cümle var ya—hani ağzından çıkarken hafif gelen…
Karşı tarafın içinde yer ediyor. Büyüyor. Sessizleşiyor belki ama yok olmuyor.
Ve sen hayatına devam ediyorsun diye onun etkisi bitmiyor.
Sonra bir gün, hiç beklemediğin bir anda,
aynı yerinden bir şey çatlıyor.
Ne olduğunu anlamıyorsun önce.
“Ben bunu hak edecek ne yaptım?” diyorsun.
İşte orası insanın kendine en uzak olduğu an.
Çünkü çoğu zaman yaptığımız şeyi, yaşadığımız zamana bağlayamıyoruz.
Araya zaman girince sebep-sonuç kopmuş gibi geliyor.
Oysa kopmuyor. Sadece gecikiyor.
Yaptığını yaşamadan ölmezmiş insan.
Bu cümle, kulağa bir söz gibi gelir ama aslında bir düzeni anlatır.
Hayatın sessiz çalışan, kimseye hesap vermeyen tarafını.
Sen bir kalbi kırdığında, o kırık bir yere yazılır.
Sen birini küçülttüğünde, o ağırlık bir yerde birikir.
Sen görmezden geldiğinde, hayat da seni bir yerde görmezden gelir.
Ve işin en sert tarafı şu:
Bu karşılık her zaman aynı şekilde gelmez.
Bazen birebir gelir, tam da yaptığın yerden yakalar seni.
Bazen başka bir yerden gelir ama hissi aynıdır.
Aynı çaresizlik. Aynı iç sıkışması. Aynı “neden ben?” sorusu…
İşte o an, aslında sorunun cevabı da oradadır.
Kırdığın yerden kırılacaksın.
Bu bir tehdit değil.
Bu, hayatın dengesi.
Kimseye görünmeden yaptığın şeyler de dahil.
Kimsenin bilmediğini sandığın tarafların da dahil.
Çünkü mesele başkalarının bilmesi değil.
Mesele, yapılanın yerini bulması.
İnsan bunu kabullenmek istemez.
Çünkü bu, kaçacak yer bırakmaz.
Ama gerçek şu:
Ne ekersen, bir gün önüne gelir.
Ve insan, eninde sonunda
kendinden kaçamaz.
Share this content:






Yorum gönder