Cumartesi Sohbetleri – Soğuğun İçindeki Alev

Cumartesi Sohbetleri – Soğuğun İçindeki Alev

Gece ağırdı. Pencere aralıktı. Rüzgâr, yangını söndürmeye değil büyütmeye gelmişti. Ege, odanın ortasında ayakta duruyordu. Üzerinde gömlek yoktu; teni, karanlığın içinde kendi kendine parlıyordu. Gözleri, bir şey arayanların gözleri gibi değil; çoktan bulmuş ama hâlâ aç olanların gözleri gibiydi. Parmaklarını birbirine kenetlemişti, sanki birini tutuyormuş gibi. Kalbimin tam ortasında iki gölge duruyordu. Biri benim ateşimdi, diğeri Miran’ ın mermeriydi. Biri tutkulu, biri soğukkanlıydı. Biri “isterim” diye inat ediyordu, diğeri “yakışır mı?” diye soruyordu. İsterim diyen Ege öne çıktı. Gözleri karanlıkta parlıyordu. “Onu istiyorum. Teninin sıcaklığını değil sadece; bakışının içimde bıraktığı o titremeyi istiyorum. Beni seçmesini, beni arzulamasını, beni düşünürken aklının dağılmasını istiyorum.” dedi. Sesinde açlık vardı. Ama bu açlık basit değildi; varoluşsaldı.Miran, pencerenin yanında duruyordu. Üzerinde eski bir ceket vardı; yakası kalkık, düğmeleri iliklenmemiş. Yüzü ay ışığında görünüyordu ama gözleri görünmüyordu. Gözleri hep gölgede kalıyordu. Konuştuğunda sesi, birinin içinden değil, duvarların içinden geliyordu. Gölgelerin içinden “yakışır mı?” diyen Miran Ege’ye bakarak konuştu: “Sakin ol be oğluum, arzu ile kaybolmayı karıştırma.”Ege güldü. “Aşk zaten kaybolmak değil mi?”Koltuğundan Rilke seslendi: “Sevmek, iki yalnızlığın birbirini korumasıdır evlat.”Ege başını iki yana salladı. “Ben korunmak istemiyorum, yanmak istiyorum abi.”Miran pencereye yaklaştı. Ay ışığı yüzüne düştü.“Yanmak istiyorsun, ama kül olmaya razı mısın?”Ege, alçak bir sesle: “Onsuz eksik hissediyorum.” dedi.Karanlık biraz daha koyulaştı.Dostoyevski konuştu: “Sevgi eylemdir çocuğum.”Miran devam etti: “Eğer seviyorsan, onu sahip olmak için değil; özgür görmek için seveceksin. Onu boğarak değil, genişleterek.”Ege dişlerini sıktı. “Ben onu düşündüğümde içim daralıyor. Bu daralma da mı yanlış?”“Yanlış değil,” dedi Miran. “Tehlikeli.”Bir an için odada başka bir ses duyuldu. Cemal Süreya sigarasını yakıp konuştu: “Aşk bir uçurum kenarında göz göze durmaktır.”Ege gözlerini kapadı. “Ben o uçurumdan atlamaya hazırım.”Miran yavaşça yaklaştı. “Peki ya “o” atlamaya hazır değilse?”Sessizlik.Ege’ nin sesi çatladı. “Ben onu, onun beni istemesini, beni görünce içinin hızlanmasını istiyorum. Yanında susunca bile gerilimi hissetmek istiyorum.”Miran’ ın sesi bu kez yumuşaktı. “Arzu kötü değildir. Ama arzu, kendini kaybettirdiği an zehre dönüşür.”Friedrich Nietzsche karanlıktan gülümsedi:“Uçuruma bakarsan, uçurum da sana bakar evlat.”Ege bir adım geri çekildi.“Peki ne yapayım? İçimdeki bu ateşi söndüreyim mi?”Miran başını salladı. “Hayır. Ateşi söndürme. Ama ateşle de ev kurma. Arzunu inkâr etme. Ama onun önünde diz çökme.”Ege’ nin nefesi ağırlaştı. Bir itiraf döküldü dudaklarından: “Ben aslında sevilmek istiyorum. Onun gözünde vazgeçilmez olmak istiyorum.”Miran daha derin konuştu: “Vazgeçilmez olmak isteyen, çoğu zaman kendinden vazgeçer be oğlum.” 28.02.2026

Şevket M. Oğuz

Share this content:

Yorum gönder