Bir Delinin 5 Ortalı Kareli Harita Metod Defteri – Bölüm I

Bir Delinin 5 Ortalı Kareli Harita Metod Defteri

Bölüm I

Tımarhane uzaktan bakınca eski bir devlet dairesi gibi duruyor.
Yaklaştıkça bir tiyatro dekoru.
İçine girince akvaryum.

Dış cephesi sarı. Sarı ama hasta bir sarı.
Pencerelerde demirler var, ama çiçek de var.
Demir mi güçlü, çiçek mi, henüz karar veremedik.

Bahçe ortasında kurumuş bir havuz duruyor. İçinde su yok.
Ama bazı geceler yüzdüğümü hatırlıyorum.
Belki hatırlamıyorumdur.
Belki yüzmek başka bir şeydir.

İç bina daha dürüst. Koridorlar uzun.
Ayak sesleri önce ilerliyor, sonra geri dönüyor.
Bir gün kendi sesimi yakalayıp cebime koydum.
Akşam kaybettim.
O günden beri sessizim.

Odalar iki kişilik.
Bazen üç kişilik oluyor.
Çünkü herkesin içinde bir misafir var.
Bazıları hiç gitmiyor.

Tavanlar yüksek; düşünceler kaçamasın diye.
Pencereler dar; umut fazla girmesin diye.

Bugün bahçedeki paslı bankta kareli bir defter buldum.
Çizgileri fazla düzgün.
Düşünceler bu kadar düz gitmez.
İçerisi boş. Çok tehlikeli.
Boşluk her şeyi kabul eder.


Arkadaşlarım

Burada herkes birine benziyor.
Belki ben de herkese benziyorumdur.
Belki de benzemiyorumdur.

Fyodor Dostoyevski suçlulukla yürüyor. Adımlarını sayıyor.
Dördüncü adımda duruyor. Beşe geçmiyor.
“Beş tehlikeli,” diyor.
Sanki fazlalık suçmuş gibi.

William Shakespeare konuşurken perde açılıyor sanki.
Dün çorbayı döktü ve “Trajedi!” diye bağırdı.
Kimse ölmedi.
Ama çorba öldü.

Franz Kafka kapılardan şüpheleniyor.
“Bazıları çıkış değil,” diyor.
Dün pencereye dilekçe verdi.
Cevap bekliyor.

Edgar Allan Poe gece kargaları sayıyor.
Kargalar yok.
Ama o sayınca oluyor.
Belki kargalar dediği biziz.

Jean-Paul Sartre özgür olduğumuzu söylüyor.
Kapılar kilitli.
Anahtarın cebimde olduğunu iddia etti.
Cebimi kontrol ettim.
Delik vardı.

Oscar Wilde en şık olanımız.
“Gerçek fazla sade,” dedi.
Gerçeğe kravat taktı.
Yine de çirkin kaldı.

Anton Chekhov sandalyeye bakıp ağladı.
Sandalye bir şey yapmamıştı.
Belki de tam olarak buydu mesele.


Başhekim ciddi.
Ciddiyeti bir üniforma gibi taşıyor.
Bizi dinlerken not alıyor ama ne yazdığını kimse bilmiyor.
Geçen gün defterinde “4 yumurta” yazıyordu.
Belki o da biziz.

Hemşireler beyaz giyiyor.
Beyaz güven verir diyorlar.
Ama beyaz en çabuk kirlenen renktir.
Bunu söyleyince iğne yaptılar.
Canım yandı.


Öğle Tartışması

Sebep basit.

“2 kere 2 kaç eder?”

Fyodor Dostoyevski “4,” dedi.
Ama sesi üzgündü.

Albert Camus “Fark etmez,” dedi.
Güneşe baktı.

Edgar Allan Poe “5 tane karga eder” dedi. Kendinden emindi.

Franz Kafka “5 olabilir” dedi. Sesinden şüphe akıyordu

Ben yere dört taş koydum.
Yanına bir tane daha koydum.
Beş oldu.

İçim ısındı.
Bir an için dünya eğildi.

Sonra bir taşı cebime attım.
Dört kaldı.

Sinirlendim.
Sanki biri mutluluğumu geri almış gibi.

Belki mesele sonuç değil.
Belki mesele his.
Belki mesele kontrol.

Ben bazen 4’ü biliyorum.
Bazen 5’e inanıyorum.
Bazen taşları yiyorum.
(Hayır. Yemiyorum. Sanırım.)

Belki delilik, gerçeği bilip ona razı olmamaktır.
Belki akıllılık, razı olup susmaktır.
Belki ikisi de aynı şeydir.

Satırlarıma son verirken—

(Bir saniye doktor bey… geliyorum.)

Haklı olmak mı istersiniz…
Yoksa mutlu olmak mı?

ChatGPT-Image-14-Sub-2026-00_35_29-1-683x1024 Bir Delinin 5 Ortalı Kareli Harita Metod Defteri - Bölüm I

Share this content:

1 yorum

Yorum gönder